Başka Bir Estetik – Alain Badiou Kitabı

Posted by admin | Kitaplar | Çarşamba 20 Nisan 2011 08:14

Yazan: Şoreş Oruç
Yazı Kaynağı: Zaman Kitap Eki

Fransız düşünür Alain Badiou, Başka Bir Estetik’te estetiği başlı başına bir felsefe olarak ele alıyor. Şiir, dans, tiyatro ve sinema gibi alanlara giren yazar, Mallarmê, Pessoa ve Beckett’ın peşine düşüyor.


a) Teori Neydi-Ne Oldu?-

Badiou’nun Önemi

900′lerin ikinci yarısı teoriyle haşır neşir olanlar için Fransız Asrı’ydı. Dilbilim, psikanaliz, felsefe, semiyotik, semiyoloji, fenomenoloji ve edebiyat teorileri, ‘eleştirel teori’ denebilecek bir üst başlıkla iç içe geçmiş; yine mezkur ikinci yarıda oluşan ve günümüzde pek de bir etkisi kalmayan ‘bilim’ dalları tam bir hükümranlık sürmüştü. Lakin, ‘post-modern’ mefhumunun dolaşıma girmesiyle beraber, bütün Fransız Asrı, daha o zamanlardan izlenebilecek bir göç izleğiyle Amerika’ya geçmiş ve en önemli temsilcileri arasında Jameson’un sayılabileceği düşünürler tarafından ‘post-modern’ başlığıyla sunulmaya başlanmıştır.

Post-yapısalcılıkla başlamış, ama işsiz ve yersiz yurtsuz kalmış akademiklerin zaten hiçbir zaman dillerinden düşürmediği ‘son’, ‘çöküş’, ‘yıkım’, ‘yeni’ ve ‘post’ başlıklarıyla sunulan logos kıyameti, kültürel bir aura yaratmış, birçoklarınca ‘laf salatası’ olarak adlandırılan yeni bir diskur üretilmiştir.

Fransız Asrı’nın ürettiği ya da olgunluğa kavuşturduğu bilimler, aynı zamanda arkadaş (konfidant) olan Lacan, Ponty, Strauss ve Jacobsen tarafından birbiriyle kaynaştırılmış; Fransız kültürel atmosferi, Fransız Yeni Dalgası ve Yeni Roman aracılığıyla ‘sanat dünyası’nda aksülamel uyandırmaya başlamıştı. Günümüzde entelektüel kamp, üniversite vasıtasıyla ‘kültürel çalışmalar’ın egemenliği altında, ‘kimlik’ araştırmaları yapmayı sürdürmektedir. Amerika’nın demokratik istilası altında bulunan sosyal bilimler garip bir entelektüel şarkiyatçılık enstitüsü haline gelmiştir. Kıta felsefesinin anti-postmodern kanadının Agamben ve Zizec’le beraber en önemli temsilcilerinden olan Alain Badiou ise bu çalkantıdan kurtulmanın yolunu arayanlardan.

b) Teoride Yeni Gelişmeler ve Türkiye

Günümüzde Jacques Ranciere, Jean-Luc Nancy ve Alain Badiou ile hak ettiği nazarı dikkati tekrar kazanan Fransız düşüncesi, tam da ismi sayılan filozoflar vasıtasıyla ‘post’ ve ‘yeni’ kıyafetlerinden sıyrılarak, hakim post-modern istiladan ‘başka’ başlığıyla kurtulmaya çalışmaktadır. Türkiyeli fikir erbaplarınca da yakından takip edilip Türkiyeli okura sunulan çalışmalar, düşünceyi kıyamet kuruntusundan kurtarıp teori geleneğiyle tekrar barıştırmaktadır.

c) Başka Bir Estetik

Felsefe ve sanat ilişkisinin incelendiği bu önemli “kılavuz”, Badiou’ya ait “estetik-olmayan” kategorisi altında “kimi sanat eserlerinin bağımsız varoluşunun ürettiği o tam anlamıyla felsefe-içi” etkilerin izini sürmektedir. Kitabın teorik bagajının açımlandığı ‘Sanat ve Felsefe’ başlıklı birinci bölümde sanat ve felsefe ilişkisinde gördüğü didaktik-romantik ve klasik düğümlenme tarzlarını teşhis eden Badiou, sanat ve felsefe arasında dördüncü bir düğümlenme bağı önermek gerektiğini belirtir.

Badiou’ya göre Didaktik şema Platon ve Marksizm tarafından; Romantik şema Alman Yorumbilgisi ekolü tarafından; Klasik şema ise Aristoteles ve Psikanaliz tarafından düğümlenmiş, belli bir dolgunluk ve kapanma evresine ulaştırılmıştır. Sanat ve felsefe ilişkisini bahsi geçen ekollerin hakikat, olay, varlık ve sanat tasavvuru üzerinden inceleyen Badiou, sanatın tekillik ve içkinlik kategorilerini tekrar devreye sokarak sanatı bir hakikat usulü olarak nitelendirir ve sanatın eğitimle olan ilişkisinin yegane amacının kendi varoluşu ve bu varoluşla karşılaşmak olduğunu belirtir.

Badiou, hakikatin sonsuz bir çokluk ağı olduğunu söyler. Sanat-hakikat, “bir olay tarafından başlatılan sanatsal bir usuldür” der ve ekler, bu usul ancak sanatsal konfigürasyonları ilgilendirir. Konfigürasyonlar kavramıyla bir usuller halitası kategorisi altında sonsuz “yapıtlar kompleksinden oluşmuş bir sekans”ı anlayan Badiou, kitabın diğer kısımlarında şiir, dans, tiyatro, sinema ve edebiyatın ‘felsefe-içi’ etkilerini, bu usullerin felsefeyle olan ilişkisini inceler.

Şiirde Mallarme, Paul Celan, Lebid Bin Rebia ve Pesoa’yı inceler. Dansta Nietzsche ve Mallarme üzerinden giderek, dansı meydana gelmiş olmaya karar veren olayın ön-adı olarak niteler. Sinemada Visconti, Wim Wenders, Orson Welles ve Murnau’nun yapıtları üzerinden giderek, sinemayı bir fikrin görünüşünün hareketini sağlayan ve kendisi dışındaki altı sanatı eksilten sanat olarak değerlendirir. Tiyatroyu Eros ve Polis’in kıskacı altında bir düşünce olayıyla fiziksel olarak karşılaşmak olarak tanımlar. Edebiyat kısmında ise Beckett’in Worstward Ho’sunu inceleyen Badiou, edebiyatı varlığın stenografisi olarak adlandırır.

d) Sonuç

Badiou’nun sanatla oynaşını bir iki paragrafla özetleyebilmek mümkün değildir. Türkiyeli okurun Badiou’nun varlık, hakikat ve olay üzerinden, matematik ve şiiri hakikat konfigürasyonları olarak kodlayan ontolojisiyle tanışmasını sağlamak için elzem olan Öznenin Teorisi ve Varlık ve Olay’ının Türkçeye çevrilmesini beklemesi ve Başka Bir Estetik’te bahsedildiği kadarıyla, bu kavramlar üzerinden bütün felsefe geleneğini de yanına katarak yeniden düşünmesi gerekecektir.

Başka Bir Estetik – Alain Badiou – Çev.: Aziz Ufuk Kılıç – Metis Yayınlar

Popularity: 17% [?]

Nick Hornby kafası”yla orta sınıfın varoluş sorunları

Posted by admin | Kitaplar | Salı 1 Şubat 2011 11:07

 

“Nick Hornby kafası”yla orta sınıfın varoluş sorunları

YEKTA KOPAN

Söze “Uzay Yolu”yla başlayalım ve tasarımı unutulmaz uzay gemisi USS Enterprise-Atılgan’ın karizması sağlam komutanı Kaptan Kirk’e selam gönderip iz sürelim. Kaptan Kirk yani egosantrik ve popüler kültür ikonu aktör William Shatner, 2004 yılında, ikinci müzik albümünü çıkardı; aslında müzikle okunan şiirler albümü demek daha doğru olacak. “Has Been” adındaki bu albümün düzenlemelerini ve yapımcılığını, Amerikalı alternatif rock grubu Ben Folds Five’ın kurucusu Ben Folds üstlendi.
Nev-i şahsına münhasır müzisyen Folds, 28 Eylül 2010 tarihinde, daha önce müzisyen olamadığı için yazar olduğunu söyleyen günümüzün en popüler İngiliz yazarlarından biriyle, Nick Hornby ile ortak bir albüme imza attı: “Lonely Avenue”. Hornby’nin müzikle ilişkisini bilmeyen yok. Geniş kitlelerle buluşmasını sağlayan ve sonrasında sinemaya da uyarlanan 1995 tarihli romanı “High Fidelity” (Ölümüne Sadakat), nevrotik müzik koleksiyoncusu  Rob ve çevresini merkeze almıştı. 

Oscar’a da aday oldu
Aslında Hornby denince akla gelen sadece edebiyat ve müzik değil. Fanatik bir Arsenal taraftarı olan yazar, kitaplar dünyasında ilk kez “Fever Pitch” (Futbol Ateşi) ile boy göstermişti. Sinema ile olan dirsek teması ise sadece kitaplarından yapılan uyarlamalarla (ve kendi yazdığı
senaryolarla) kalmadı, onu Oscar adaylığına götüren bir ilişkiye dönüştü.
İngiliz orta-sınıfının içinden çıkardığı ama kimi zaman klişe özellikler yüklemekten çekinmeyerek, evrensel orta-sınıfla komşuluklar kurdurduğu karakterlerinin, bu renkli ve çok değişkenli küresel yapıda neler çektiği, neler düşündüğü, nelerle beslendiği, neleri dert ettiği gibi ‘sorunlu’ alanlarda dolaştırıyor okurlarını.
Yazarlık mahareti de tam bu noktada devreye giriyor. Deyim yerindeyse, çok rahat akan bir kalemi var Nick Hornby’nin. Zorlamayan bir dili seven yazarımız, sırtını yasladığı Anglosakson ironisinin, okuyanı kitabın içine alma olanaklarını sonuna kadar kullanıyor. Akılda kalıcı, detaylara önem veren sahneleri uygun noktalarından bağlıyor birbirine, kurgusu da sağlam yani. Müziğe olan ilgisi, romanın ritmine yansıyor.
The Gunners (Arsenal) tutkusuyla tam bir tribün adamı olan Hornby, karakterlerini çoğu zaman sokak ağzıyla da buluşturup ‘rahat okunan diyaloglar’ yazıyor. Yüksek edebiyat peşinde değil, ama edebiyatı ‘basite kaçmayacak’ kadar sevdiği de belli. 

Usta işi manevralar
“Juliet Naked” (Juliet Çıplak), Horn-by’nin son romanı. Uydurma adlı İngiliz kasabası Goolenes ile Amerika hattında, hayatını bir rock şarkıcısına (hatta onu mitleştirmeye) adamış Duncan, bu müzik fanatiğiyle on beş yıllık ilişkisinde her tür heyecanı kaybetmiş olan Annie ve bu modern dünya orta sınıf ilişkisinin gölge
idarecisi, ‘80’li yıllarda gelip geçen şöhretin sahibi Tucker Crowe’dan oluşan üçgenin köşelerinde kenarlarında dolaşıyoruz roman boyunca.
Daha romanın açılışındaki mizah dolu sahne bizi nasıl cümbüş dolu bir romanın beklediğini anlatıyor aslında. Kitabın ilk bölümlerindeki Duncan merkezli ilerleyiş belli bir noktadan sonra Annie ile daha çok ilgileniyor. Olay örgüsünün coştuğu, hikayenin sürekli ‘yol değiştirdiği’ bölümler de bu noktada başlıyor. Tucker’ın yeni albümünü Duncan’dan önce Annie’nin dinlemesi ve ilişkilerindeki varoluşsal gerilimi aşamayan ikilinin düşünsel kopuşuyla, Hornby okuru en sevdiği sularda, orta sınıf kadın-erkek ilişkilerinin sorgulanması denizinde yüzdürmeye başlıyor.
Annie’nin yeni albüm “Çıplak” üstüne yazdığı eleştiriyi okuyan Tucker Crowe’un kadınla ilişkiye geçmesiyle üçgenin diğer köşesi de okura batıyor. Hayranları tarafından üretilen mitlerin ağırlığı altında ezilen münzevi rock yıldızıyla, artık hayatının kontrolünü eline almak isteyen Annie’nin ilişkisi de böyle başlıyor. Üç kişinin hayatını kökten değiştirecek orta sınıfın varoluş sorunları konusunda, kimi zaman bir sokak düşünürü kimi zaman akademisyen bir sosyolog gibi konuşurken, ironiden bir an olsun vazgeçmiyor.

İlk defa okuyacaklar “Ölümüne Sadakat”le başlasın
Nick Hornby’nin bütün kitapları Türkçede Sel Yayınları etiketiyle yayımlandı. Sel Yayınları’nın sahibi İrfan Sancı, Türkiye’de Hornby’e büyük bir ilgi olduğunu söylüyor. Aralık ayı başında, Karga’da, yazarın “31 Songs” (31 Şarkı) adlı kitabında yer verdiği şarkıların çalındığı kalabalık geceyi düşünecek olursak, hayranlarının bağlılığını anlamak daha kolay olur.
Genelde bütün kitapları ilgi gören Hornby’nin Türkiye’de en çok satan kitapları yaklaşık sekiz binlik bir satışla “Fever Pitch” (Futbol Ateşi) ve altı binlik satışla “High Fidelity” (Ölümüne Sadakat). İstanbul Kitap Fuarı’nın ilk günlerinde raflara çıkan “Juliet Çıplak”, henüz iki bin adetlik ilk baskısında.
Arsenal taraftarı, The Believer yazarı, kitap-müzik-sinema eleştirmeni, senarist, şarkı sözü yazarı, editör, çoksatar listelerinin müdavimi, popülerin merkezinde duran ama popüleri hedefleyerek yazmadığı her satırından belli olan ödüllü yazar, nevrotik karakterler uzmanı Nick Hornby’nin iyi bir ‘kafası’ var. Ama yine de bu yazarı ilk defa okuyacak olanlara “Ölümüne Sadakat”le başlamalarını öneririm.

Popularity: 9% [?]

Dünyayı Değiştiren 50 Savaş

Posted by admin | Tarih Kitapları | Pazartesi 1 Şubat 2010 16:23
William Weir; Çeviren: Mehmet Mesud Usta
Etkileşim Yayınları;
İstanbul, 2010, 14 x 20 cm, 432 sayfa, Türkçe, Karton Kapak.
ISBN No: 9789752697621

‘Dünyayı Değiştiren 50 Savaş’ isimli bu kitapta, yazarın dünya tarihinde çok büyük izler bıraktığına inandığı savaşlar belgesel tadında bir bakışla sunuluyor. Günümüzün modern dünyasıyla ilişkisine göre belli bir sıraya konulan bu savaşlar kadim geçmişten günümüze kadar uzanıyor ve savaşlar tarihi karış karış ele alınıyor. Diğer yandan bu kitap medeniyetlerin bugünkü haliyle şekillenmesinde etkili olan savaşlarda kullanılan askerî stratejilerden çok fazla bahsetmiyor.

Kitapta Amerikan Devrimi’nin ölü doğmasının önüne geçen Bunker Hill ve dünyanın demokrasi deneyiminin yaşamasına imkân tanıyan Marathon gibi savaşların yanı sıra, Batı Medeniyeti’nin hakim güç haline gelmesine kapı aralayan ve Amerika kıtasının keşfedilmesine zemin hazırlayan Hindistan’ın Diu limanındaki donanma savaşından İslam’ın Fas’tan Filipinlere kadar yayılmasını mümkün kılan Yermuk Savaşı gibi savaşlardan da bahsediliyor.

Aslında tüm savaşlar insanlığa ait dramatik olaylardır. Bu olayların bir kısmında tarihin en ilginç karakterlerinin de başkahraman olduğunu göreceksiniz. Roma İmparatorluğu’nu yeniden fetheden bir zamanların çekingen kölesi Narses, Osmanlı deniz güçlerini İnebahtı’da durduran Avusturya’lı Don Juan, İspanyol filosunu Manila Körfezi’nde batıran ve Alman İmparatoru’na meydan okuyan George Dewey bu ilginç karakterlerdendir.

‘Dünyayı Değiştiren 50 Savaş’ isimli bu kitapta tarihin en büyük ve en önemli savaşlarında kimlerin yer aldığını, kimlerin kazanıp kimlerin nasıl kaybettiğini okuyacaksınız.

Popularity: 2% [?]

Dışişlerinde 40 Yıl 2 Ay 21 Gün

Posted by admin | Tarih Kitapları | Pazartesi 1 Şubat 2010 16:23
Erdil Akay
Erko Yayıncılık;
İstanbul, 2010, 14 x 20 cm, 240 sayfa, Türkçe, Karton Kapak.
ISBN No: 9789944338943

 

 

22 Ekim 1936′da, babası Atina-Pire Başkonsolosu iken, Pire’de doğdu.1954′de Galatasaray Lisesinden,1959′da A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezun olduktan sonra 31 Aralık 1959′da Dışişleri Bakanlığına girdi.

Bu anı kitabında, emekli Büyükelçi Erdil Akay 1959 Eylül ayında açılan sınav sonuçu Dışişleri Bakanlığında 31 Aralık 1959 tarihinden itibaren 7 Ekim 1977 tarihinde dönemin Cumhurbaşkanı Fahri S. Korutürk’ün Özel Kalem Müdürlüğüne atanmasına kadarki yıllara ait anı ve gözlemlerini anlatmaktadır.

Bu onyedi yıl Bakanlığa girişinden Washington’daki Büyükelçiliğimize atanmasına kadarki yılları; Merkezden ilk dış sürekli dış görevi olan Washington’daki üçbuçuk yılını; ardından rotasyon uyarınca atandığı Delhi’deki iki yılını; bu ilk dış görev turundan döndüğü Merkez’de Şube Müdürü ve Bakan Özel Müşavir Yardımcısı olarak geçirdiği iki yılını içermektedir.

Erdil Akay bu yıllarını “Çıraklık” olarak değerlendirmiştir.Bu “Çıraklık Yıllarını”, ikinci dış görev turunda önce Brüksel’deki KAAÖ (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü NATO) Genel Yazmanlığı Siyasî Dairesinde siyasî danışman ünvanı ile çalıştığı iki yıl üç ay; bunun ardından Büyükelçilik Müsteşarı/Daimî Temsilci Yardımcısı olarak görevlendirildiği Strazburg’daki Avrupa Konseyi nezdindeki Daimî Temsilciliğimizdeki iki yıl sekiz ay; bu ikinci dış görev turundan Merkeze dönüşünde Daire Başkan Vekili olarak çalıştığı bir yılı biraz aşkın süre ve bunun ardından Çankaya’daki görevine atanmasına kadarki dönem izlemektedir. Erdil Akay bu yıllarını “Kalfalık” olarak değerlendirmiştir.

Bu anılar Dışişleri Meslek Memurluğunun bazı çevrelerce iddia edilmesinin aksine pek “Monşerler’in” işi olmadığını sanırım ortaya koymaktadır. Takdir, bittabi okuyucunundur.

Popularity: 4% [?]

Sarıkamış Hikayeleri

Posted by admin | Tarih Kitapları | Pazartesi 1 Şubat 2010 16:22

Arif Akpınar
Muştu Yayınları;
İstanbul, 2010, 14 x 20 cm, 138 sayfa, Türkçe, Karton Kapak.
ISBN No: 6055886271

İsimsiz kahramanların; vatan, bayrak, özgürlük için gerçekleştirdiği destansı var olma mücadelesinin adıdır Sarıkamış. Binlerce Türk askeri Allahüekber Dağları’nda, soğuk hava, açlık ve tifo salgını gibi nedenlerle şehit düşmüş, tarihin bu acılı sayfası hafızalara, türkü ve ağıtlarla mühür vurmuştur.Türk askerinin, Allahüekber Dağları’nı aşarken yaşadığı acı dolu hadiseler ve cephe gerisindeki masum insanların yaşadığı hüzünlü ve ibret yüklü olaylar, Arif Akpınar’ın usta kaleminden günümüze taşınıyor. Yazarın da bir Sarıkamış mağduru olması okuduklarımıza farklı bir anlam katarken, Allahüekber Dağları’nda buz tutan uzak ve unutulmuş insan hikâyeleri, sürgün çiçekler gibi düşüyor gönlümüze.

Popularity: 81% [?]

Osmanlı İmparatorluğu’nda Askeri İsyanlar ve Darbeler

Posted by admin | Tarih Kitapları | Pazartesi 1 Şubat 2010 16:21

Cumhuriyet döneminde demokrasinin işleyişi sık sık darbelerle kesildi. Aslında bu bizim eski bir geleneğimiz. Osmanlı İmparatorluğu’nda askeri isyanlar ve darbeler, Fatih Sultan Mehmed’in ilk hükümdarlığı zamanında 1446 Buçuktepe İsyanı ile başlar ve 1913′teki Bâbıâli baskınıyla sona erer. Neredeyse Fatih Sultan Mehmed’den sonra isyanla yüzleşmeyen Osmanlı padişahı yok gibidir.36 Osmanlı padişahından 12′sinin isyan ve darbeyle tahtını kaybettiği gözönüne alındığında durumun vahameti daha iyi anlaşılır.

Günlerce, hatta aylarca devam eden isyanlar İstanbul halkına korkulu günler yaşatıyor, günlük hayat tamamen felç oluyordu. İsyanlar zaman zaman o kadar ileri boyutlara ulaşıyordu ki, bazen devlet adamlarının cesetleri köpeklere yem ediliyor, bazen sadrazamların kelleleri alınıyor, bazen de padişahlar acımasızca katlediliyorlardı.

(Tanıtım Bülteninden)

Popularity: -1% [?]

´Ne Yapmalı´cılar Kitabı

Posted by admin | Sosyoloji Kitapları | Pazartesi 1 Şubat 2010 16:20
Kemal Okuyan
Yazılama Yayınları;
İstanbul, 2008, 14 x 20 cm, 312 sayfa, Türkçe, Karton Kapak.
ISBN No: 9786055892029

Neredeyse 15 yıl oldu bu kitap basılalı. Leninizmin marksizme kattıkları içerisinde kimileri için en tartışmalı, kimileri için en önemli değer ‘öncülük teorisi’. Okuyan, kitabın 5. baskısı için bazı notlar da düşmüş, ‘bunlar benim bir okur olarak kitabın yazarıyla kurduğum ilişki olarak görülebilir’ diyor.

Kitap, yazıldığı sırada gündemde olan bazı tartışmalara yer verse de, güncelliğini yitirmeyecek önemli kuramsal sorunları ele alıyor. Marx’tan bu yana işçi sınıfının siyasal örgütlenmesine ilişkin geliştirilen tezlerle ve bütün bu süreçte Lenin’in oynadığı rolle ilgilenen Okuyan’ın ‘İşçi Sınıfını Yalnız mı Bırakmalı? ‘ ile başlayan 17 bölümlük kitabı ‘Ne Yapmalı’nın Alternatifi Var mı? ‘ ile bitiyor.

On yıllardır marksist kuramcılar arasındaki tartışmalarda kilit roller üstlenmiş olan iradecilik, determinizm, özne-nesne ilişkisi, devrimci durum, merkeziyetçilik gibi kavram ve sorunların özgün ama aynı zamanda ortodoks bir yaklaşımla incelendiği ‘Ne Yapmalı’cılar Kitabı’nda yeni kimi tartışma başlıklarının da ortaya çıktığını söylemek mümkün.

Yazarın özellikle işçi sınıfı partilerinin örgütsel yapısına ilişkin söyledikleri, zamanında eleştiri konusu yapılmıştı. ‘Şimdi olsa elbette başka türlü yazardım’ diyen Okuyan, temel tezlerinin hepsinin arkasında durduğunu ve çalışmayı bir ‘katkı’ olarak gördüğünü belirtirken 2008′de düştüğü notlarla kimi konulara daha fazla açıklık getirdiğini de söylüyor.

(Tanıtım Yazısından)

Popularity: 7% [?]

… Ve Bulgarlar Geldi Batı Trakya’da Teneke ile Alarm

Posted by admin | Sosyoloji Kitapları | Pazartesi 1 Şubat 2010 16:18
Kemal Şevket Batıbey
Boğaziçi Yayınları;
İstanbul, 1. baskı, 15.5 x 23.5 cm., 204 sayfa, Türkçe, Karton kapak.
ISBN No: 9754511918

Batı Trakya Türkleri, Türkiye’nin ‘Güvenlik Çevresinin’ en kıymetli unsurudur. Bunu bildikleri için de, Bulgarlar Batı Trakya Türklerine düşmandırlar. Bunun ayrıca, iki sebebi daha vardır.1913′de Batı Trakya Türkleri Bağımsız bir Türk Cumhuriyeti kurmuşlardıır. İkincisi 1919 plebisitinde Bulgarları istememişlerdir.

Daha düne kadar Jivkof ismi Türk kasabının idaresindeki Bulgaristan’ın, ‘Sınırlarımız dahilinde Türk yoktur.’

Bu kitap bu dramı bütün acıklı yanlarıyla ortaya koymaktadır.

(Arka Kapak)

Popularity: 85% [?]

Guatr ve Tiroid Rehberi

Posted by admin | Sağlık / Tıp Kitapları | Pazartesi 1 Şubat 2010 16:15
Metin Özata
Gürer Yayınları;
İstanbul, 2010, 14 x 20 cm, 78 sayfa, Türkçe, Karton Kapak.
ISBN No: 9786055785246

Türkiye’de her 100 kişiden 30′unda tiroid bezi büyümesi (guatr) olduğu düşünülüyor. Hashimoto, hipotiroidi, hipertiroidi, Nodüler Guatr gibi tiroid hastalıkları da ülkemizde sıkça görülüyor.50 yaşın üzerindeki her 5 kadından birinin tiroid hastası olduğu hesaplanıyor. Ülkemizin önde gelen endokrinoloji ve metabolizma uzmanı Prof. Dr. Metin Özata, bu kitapta, tiroid bezinin doğru çalışmaması sonucu meydana gelen rahatsızlıkları, tedavi yöntemlerini, korunma yollarını, herkesin anlayabileceği bir dille anlatıyor. Bir tiroid uzmanından başucu kitabı…

Popularity: 3% [?]

Tıbbın Gizemli Tarihi

Posted by admin | Sağlık / Tıp Kitapları | Pazartesi 1 Şubat 2010 16:15
Zeki Tez
Hayy Kitap;
İstanbul, 2010, 16 x 23 cm, 304 sayfa, Türkçe, Karton Kapak.
ISBN No: 9786054325047

Tıbbın sembolü malum yılan… Bugün ilaçların atası olan büyü ve iksirler…

Doğru oranda kullanıldığında etkili bir ilaç haline gelen envai çeşit zehir… Aydınlanma’ya kadar baş tacı edilen kocakarı ilaçları… İlk kan nakli, ilk sezaryen, ilk sünnnet, ilk iğdiş etme… Ortaçağ’ın berber-cerrahları, iki yüzyıl öncesinin ‘idrar tadarak’ teşhis koyan hekimleri, akıl hastalarını ölüme terk eden Avrupa, psikiyatrinin temellerini atan Doğu… ve Narkozu keşfeden Müslüman hekimler…

Bilim tarihi konusundaki araştırmalarıyla tanınan Prof. Dr. Zeki Tez, bu kez buluşlarla hayatımızı kökten değiştiren tıbbın tarihine ışık tutuyor. Binyıllarca geçmişe uzanan bir bilim serancamına bambaşka bir pencereden bakıyor. ‘Tıbbın Gizemli Tarihi’ni bir bilimsel araştırma kitabı gibi değil, sürükleyici bir roman gibi okuyacaksınız. Öyle bir roman ki, hemen her sayfasından insanoğlunun ölümcül bir illetten kurtulmasını sağlayan bir tedavinin keşfi yer alıyor.

İlkel tıbbın yılanından Mısır’da mumyalanan cesetşer, eski Çin ve Hiny tıbbından antik Yunan’a, oradan İslam ve Osmanlı tıbbına, tarihin tüm şifa ‘vericiler’ine bu ‘gizemli’ yolculukta eşlik etmeye hazır mısınız?

(Tanıtı Bülteninden)

Popularity: 4% [?]

Sonraki Sayfa »