Asimetrik Yapılarda Depremsel Davranış- Dr. Mehmet Kevser Derdiman

Posted by admin | Kitap Özetleri | Çarşamba 26 Mayıs 2010 13:52

Asimetrik Yapılarda Depremsel Davranışın İyileştirilmesi
Yazarr. Zeynel Abidin Mirkelam/ Dr. Mehmet Kevser Derdiman
Günümüzde birçok yapı, mimari bir zorunluluğun veya yapının kullanım amacının gereği olarak, asimetrik plana sahiptir. Simetrik plana sahip olan birçok yapıda ise kütlerin eşit olmayan dağılımı söz konusudur. Plandaki asimetri ve yapıdaki üniform olmayan kütle dağılımı, bir deprem hareketi sırasında yapıda burulmaya neden olur. Burulma davranışı, yapının düşey taşıyıcı elemanlarında ilave kesme kuvvetleri doğurur. İlave kesme kuvvetleri, yapının kütle merkezinin rijitik merkezinden uzaklaşma oranına bağlı olarak büyük değerler alabilir. Bunun sonucu olarak yapıda hasar oluşur. Depreme dayanıklı yapı tasarımının geleneksel yaklaşımına göre, yapıyı bu tür hasardan korumanın yolu, simetrinin ve rijitlik merkezi ile kütle merkezinin çakıştırılması koşullarının yeter derecede sağlanmasıdır.

Popularity: 5% [?]

Hipokrat Yemini(Türkçe hali)

Posted by admin | Kitap Özetleri | Çarşamba 26 Mayıs 2010 13:52

Hekim Apollon Aesculapions, Hygia Panacea ve bütün Tanrı ve Tanrıçalar adına. And içerim, onları tanık ve şahit tutarım ki, bu andımı ve verdiğim sözü gücüm kuvvetim yettiği kadar yerine getireceğim. Bu sanatta hocamı, babam gibi tanıyacağım, rızkımı onunla paylaşacağım. Paraya ihtiyacı olursa kesemi onunla bölüşeceğim. Öğrenmek istedikleri takdirde onun çocuklarına bu sanatı bir ücret veya senet almaksızın öğreteceğim. Reçetelerin örneklerini, ağızdan bilgileri şifahi bilgileri ve başka dersleri evlatlarıma, hocamın çocuklarına ve hekim andı içenlere öğreteceğim. Bunlardan başka bir kimseye öğretmeyeceğim. Gücüm yettiği kadar tedavimi hiçbir vakit kötülük için değil yardım için kullanacağım. Benden zehir isteyene onu vermeyeceğim gibi, böyle bir hareket tarzını bile tavsiye etmeyeceğim. Bunun gibi bir gebe kadına çocuk düşürmesi için ilaç vermiyeceğim. Fakat hayatımı, sanatımı tertemiz bir şekilde kullanacağım. Bıçağımı mesanesinde taş olan muzdariplerde bile kullanmayacağım. Bunun için yerimi ehline terkedeceğim. Hangi eve girersem gireyim, hastaya yardım için gireceğim. Kasıtlı olan bütün kötülüklerden kaçınacağım. İster hür ister köle olsun erkek ve kadınların vücudunu kötüye kullanmaktan mazarattan sakınacağım. Gerek sanatımın icrası sırasında, gerek sanatımın dışında insanlarla münasebette iken etrafımda olup bitenleri, görüp işittiklerimi bir sır olarak saklayacağım ve kimseye açmayacağım.

Popularity: 2% [?]

ALKOLÜN ZARARLARI NELERDİR?-Mehmet OZ

Posted by admin | Kitap Özetleri | Çarşamba 26 Mayıs 2010 13:51

Aşırı alkol kullanımı önemli bir sosyal ve tıbbi sorundur. Bir çok toplumda orta düzeyde alkol kullanımı kabul edilebilir. Ancak aşırı alkol kullanımı karaciğer,pankreas,beyin ve dolaşım sistemine büyük hasarlar verir.
Beyin ve Sinir Sistemi
Aşırı alkol kullanımının beyin ve sinir sistemi üzerine önemli etkileri vardır. Alkol geçici bir bellek kaybına da neden olabilir. Gerek yeni içmeye başlayanlarda gerekse aşırı kullananlarda içtikleri dönemin tümünü ya da bir bölümünü unutmak sık görülen bir durumdur. Aşırı alkol kullananlarda,içki bırakıldıktan sonra birkaç hafta süren geçici bellek kayıpları da görülebilir. Ancak alkolden uzak durulduğunda bellek sorunları ortadan kalkabilir.
Aşırı alkol kullanımı uyku bozukluklarına ve bütün gece uyuduktan sonra bile sabah bit-km kalkmaya neden olabilir. Beynimizin etkinliğiyle hafif veya orta uyku derinliği dönemlerinden,rüya gördüğümüz uyku dönemine geçeriz. Bu döneme hızlı göz hareketleri (REM) dönemi denir ki fiziksel ve ruhsal sağlığımız bu döneme bağlıdır. Ne yazık ki alkolün anestezik (narkoz benzeri) etkisi beynin yeterince REM uyku dönemi oluşturma yeteneğini etkiler ve bu durum aşırı alkol kullananlarda görülen sabah yorgunluğunun sebebidir.

Bazı kronik alkoliklerde Wernicke-Korsakoff Sendromu denen bir nörolojik bozukluk bulunabilir. Bu bozukluk özellikle kötü beslenen (özellikle yetersiz tiamin[B1 vitamini] )alkoliklerde görülür.
Hastalığın ilk belirtisi göz kaslarında ani güçsüzlük ve felce bağlı çift görmedir. Zamanla hasta yardımsız ayakta duramaz veya yürüyemez. Wernicke-Korsakoff Sendromu nda hasta özellikle yakın geçmişe ait olayları unutur,ayrıca çok ileri derecede bellek kayıpları da ortaya çıkabilir; dönem dönem kim olduğunu bile unutur. Ayrıca bu kişilerde kendi kendine konuşma, bulunduğu yerin ve zamanın farkında olmama ve halüsinasyonlar (gerçek olduğu düşünülen hayaller) görülebilir.
Wernicke-Korsakoff Sendromunun tedavisi bellidir:alkolden uzak durmak ve vitamin yetersizliği belirtilerini geriletmek için tiamin (B1 vitamini) kullanmak. Ancak bu bozukluğun yol açtığı şikayetler genellikle tam olarak ortadan kalkmaz.
Sindirim Sistemi
Alkol midenizin iç yüzeyini örten tabakayı tahriş ederek gastrite, kusmaya yol açarak midenin üst bölümü ve yemek borusunun alt bölümünde küçük yırtıklara neden olabilir; Mallory-Weiss Yırtıkları denen bu küçük yırtıklardan kanama olabilir. Uzun süre alkol kullanımı özellikle B vitaminlerinin (özellikle folik asit ve tiamin) ve diğer besinlerin emilimini engelleyebilir. Alkol kullanımını kestiğinizde bu sorunların çoğu ortadan kalkacaktır. Bununla birlikte, yağlanmış veya büyümüş karaciğer, alkol hepatiti veya yemek borusu varisleri gibi sorunlar acil tıbbi müdahale gerektirir.
Dolaşıma katılan alkol karaciğere gelir ve orada enzimler tarafından parçalanır. Sağlıklı bir karaciğer alkolü saatte 50 kalori oluşturacak bir hızla parçalar. Bu 30ml. viskiye eşittir. Eğer karaciğere gelen alkol bu miktardan fazla olursa, parçalanana kadar kanda kalacaktır.
Alkol kullanımından sonraki gün ortaya çıkan baş ağrısı ve ağız kuruluğunun nedeni pek belli değildir. Olası bir neden, alkolün idrar söktürücü etkisi nedeniyle oluşan su kaybıdır. Bu, dehidratasyona (vücuttaki sıvının azalması) neden olabilir. Bu şikayetlerin ortadan kalkması için dinlenmek, bol miktarda sıvı ve bir ağrı kesici almak gerekir (mide sorunu olanlar ağrı kesici kullanırken dikkatli olmalıdır).
Alkoliklerde akut veya kronik pankreas iltihabı da görülebilir.
Dolaşım Sistemi
Alkol geçici olarak kan basıncını düşürebilir. Ancak sürekli kullanıldığında kan basıncını yükseltebilir.
Sürekli ve aşırı alkol kullananlarda kardiyomiyopati denilen, kalp kasını harabeden ve aritmiden (kalp atışları ritminde düzensizlik) kalp yetmezliğine kadar çeşitli önemli sorunlara yol açan bir hastalık da sık olarak görülür. Az miktarda alkol kullanımı da kalp hastalığı olasılığını artırır.
Kanser
Alkoliklerde kalp-damar hastalıklarından sonra en sık ölüm nedeni kanserdir. Alkol kullanmayanlara göre kansere yakalanma olasılıkları oldukça yüksektir (özellikle gırtlak, yemek borusu, mide ve pankreas kanserleri).

Popularity: unranked [?]

Kanserin Belirtileri-Pr.Dr.Mehmet Oz Özeti

Posted by admin | Kitap Özetleri | Çarşamba 26 Mayıs 2010 13:51

Tarama testleri karmaşıklık ve mahiyet açısından değişiklikler gösterir. En yaygın bir şekilde kullanılan testlerin çoğu yüksek risk altındaki kişilerde sık görülen kanser biçimlerini bulacak şekilde tasarlanmıştır. Kanser tarama testleri pratik olmalıdır. Yapılan test, kanseri, tamamen iyileşme şansının hâlâ yüksek olacağı şekilde erken belirlemelidir.
Kanser için periyodik tarama testleri tüm kanser vakalarında ve çeşitlerinde aynı önleyici değere sahip değildir, örneğin akciğer kanserinde, özellikle eğer sigara içiyorsanız, ara sıra göğüs röntgeninin çekilmesi veya balgam tahlili, yaşamınızı sürdürme şansını belirgin bir şekilde artırmayacaktır. Erken dönemde test etme hâlâ önemli olmasına rağmen, akciğer kanserinde yaşama oranı hâlâ yüzde 15 in altındadır. Sonuç olarak, eğer sigara içiyorsanız veya evinizde veya işyerinizde kimyasal maddelere maruz kalıyorsanız, akciğer kanserinin taranması konusunda öğütlerini almak için doktorunuza başvurunuz. Ancak hastalığın belirtilerini gözlemekten daha önemli olan bir şey, potansiyel karsinojenlere (kansere neden olan maddelere) maruz kalmanızı azaltacak her şeyi denemektir. Sigarayı bırakmak böylesi stratejilerden biridir.
Diğer kanserler yaşama oranı belirgin bir şekilde artacak kadar erken teşhis edilebilir. Aşağıda belirtilen kanser tarama testleri, Amerikan Kanser Derneği tarafından önerilen kanser önleme programının bir parçasıdır.

Popularity: 8% [?]

Bitkisel Sağlık Rehberi İbrahim Adnan Saraçoğlu Özeti

Posted by admin | Kitap Özetleri | Çarşamba 26 Mayıs 2010 13:48

Değerli okuyucu bu kitabımın herhangi bir iddiası kesinlikle yoktur. Uzun yılların araştırması ve deneyimleri sonucunda ortaya koyduğum bu kitap insanlığa hizmet amacından başka herhangi bir amaç gütmemektedir. Bu nedenle burada okuyacağınız birçok bilginin hiçbir yerde yayınlanmış olduğunu ve de bilinmediğini göreceksiniz. Özellikle hemen hemen her gün mutfağınızda kullandığınız sebzelerin şimdiye kadar hiç bilmediğiniz yepyeni şifa veren yönlerini tanıyacaksınız. Bütün bunların dışında tanıdığınız veya adını duyduğunuz bir çok şifalı bitkilerinde yine yepyeni yönlerini tanıyacaksınız.

Popularity: 5% [?]

Kürk Mantolu Madonna

Posted by admin | Kitap Özetleri | Çarşamba 26 Mayıs 2010 13:47
Kürk Mantolu Madonna

Anlatıcı Ankara�da kendi halinde yaşayan ve kendini toplumdan dışlanmış hisseden bir tiptir. Arkadaşının vasıtasıyla girdiği bir işte tanışır hikayenin kahramanı Raif Efendi ile. Raif Efendi sessiz, gerekmedikçe konuşmayan ve insanlarla pek ilişkisi olmayan otuzlarının ortasında bir adamdır. Anlatıcı adamın böyle oluşunun nedeni içten içe merak eder ve yavaş yavaş Raif Efendiye sokulmaya başlar. Raif Efendi iş yerinde zamanında Almanya�da bulunduğu ve bu sayede Almancası iyi olduğu için bulunmaktadır ve şirketin tercüme işleri ile ilgilenir. Kimseye zararı olmadığı ve işlerini eksiz yerine getirdiği halde patronu tarafından sık sık azarlansa da bunlara hiç takılmaz, tepki vermez. Raif Efendi belli aralıklarla hasta olduğu zaman işe gidemez ve böyle zamanlarda anlatıcı onun en yakını oluverir. Bu sayede ev halkından birisi gibi olmuş, hatta evdeki herkesten, eşi ve kızları dahil, daha yakın olmuştur. Kendisinin kızları ve eşiyle bile olan garip diyaloğu onu şaşırtmaktadır. Bir zaman gelmiştir ki Raif Efendinin ayağa kalkması çok uzun sürmüştür. Hatta hastalık ilerlemiş Raif Efendi genç yaşında ölüm döşeğine düşmüştür. Bu noktada anlatıcı Raif Efendinin not defterine ulaşır ve artık hikayeyi Raif Efendinin yazdıklarından öğreniriz.

Raif Efendi Havran�da doğup büyümüş biridir. Çevresindeki herkesten uzaktır, çünkü bunun boş bir şey olduğunu düşünür. Yıllar geçip de yirmi dört yaşına geldiğinde babası cebine tren biletini ve bir miktar da para koyar. Almanya�ya gidecek ve orada sabun imalathanelerinde bu işin inceliklerini öğrenip, memleketine dönecek ve babasının sabun imalathanelerinde bu işi layıkıyla yürütecektir.

Berlin�e geldiğinde ilk işi kalacak bir yer ayarlamak olur ve gidip bir pansiyona yerleşir. İlk zamanlar işe başlayamaz. Durmadan Berlin�i gezer. Bir zaman sonra bu yabancı memlekette yeni olmasına rağmen birçok yeri bilir hale gelmiştir. Gündüzleri şehri geziyor, akşamlara da pansiyondaki odasına dönüp sabaha kadar kitap okuyordu. Bir süre sonra bu şekilde devam ettiği takdirde parasının yetmeyeceğini düşünüp bir fabrikada işe girer. Sosyal yaşamdan da kopmaz tabii. Bir hafta sonu kalkıp gittiği bir resim galerisinde gördüğü Kürk Mantolu Madonna adlı tabloya adeta vurulur. Öyle böyle bir vurulma değildir onunkisi. Her gün, her fırsat bulduğu vakit galeriye gelip aşk diye bir kelimenin varlığına ömrü boyunca inanmamış bu adam, deyim yerindeyse, �aşkı�nı izliyordu, saatler boyunca. Sonra öyle bir an gelir ki bir gece sokaktayken tabloda ki Kürk Mantolu Madonna karşısından geliverir. Utangaç ve bu yaşına kadar hiçbir insana sokulmamış olan bu adam Madonnası ile tanışır. Madonnası�nın adı Maria Puder�dir. Küçük yaşta babasız kalmış ve annesi ile birlikte yaşamaktadır. Hayatında hiçbir erkeğe güvenmemiş, hiçbiri dost olarak dahi sevememiştir. Yine böyle duygularla başlar Raif ile olan hikayesi ve özellikle dostluğu.

Maria Puder, Kürk Mantolu Madonna tablosunda kendini resmeden ve bu sayede Raif Efendinin gönlünde yer eden, aynı zamanda geceleri Atlantik adlı kabarede şarkıcılık yapan, hafif erkeksi ama bir o kadar da çekici bir kadındır. Dünyadaki tüm erkeklerden nefret eder. Tüm bu nefretine rağmen gün geçtikçe Raif Efendiye ısınıyor, onu birkaç gün görmeyince hastalanır. Hastaneye kaldırıldığında şehirde kendisiyle ilgilenebilecek bir tek Raif Efendi vardır. Raif Efendi gece hastaneye alınmamasına rağmen sabaha kadar dışarıda soğuktan titrer ama dönüp de gitmez bile. Maria Puder hastaneden çıktıktan sonra bile Raif Efendi onun yanında ayrılmaz. Her gün kadının evine gidip ona yardım eder. Bir süre sonra kadın gerçek hislerini açıkladığı sırada Raif Efendi Türkiye�den aldığı acı bir haber yüzünden memleketine dönmek zorunda kalır. Raif Efendi ayrılmadan onu ne kadar sevdiğini şu sözlerle belirtir kadın: �Şimdi ben gidiyorum, fakat ne zaman çağırırsan gelirim. Nereye çağırırsan gelirim�. Raif Efendi Türkiye�ye döner ve Maria Puder annesinin yanına Prag�a gider.

Raif Efendi Türkiye�ye geldikten bir ay sonra Maria da annesiyle beraber Berlin�e geri döner. Raif Efendi düzen kurmaya başlamıştır ve bu sırada Maria�yla mektuplaşır. Maria Raif Efendi�ye sürekli bir sürprizi olduğunu, ancak bunu Ankara�da kendisine söyleyeceğini söyler. Bir süre sonra Maria�dan gelen mektuplar kesilir. Aradan yıllar geçer ama Maria�dan bir haber gelmez. Ümitsizliğe kapılan Raif Efendi evlenir ve aile kurar. Evde gördüğü muamele onun içine kapanıklığını devam ettirir. Raif Efendi bazı akşamlar sıkıldığında dışarı çıkıp dolaşır. Yine böyle bir akşam Raif Efendi sokakta iki kişiyle karşılaşır. Bunlardan biri Berlin�deki pansiyonun sahibi Frau van Tiedemann�dır. Raif Efendi�yle biraz konuşurlar ve Raif Efendi Maria�nın hamile olduğunu, bunu kendisine söylemediğini ve doğum sırasında öldüğünü öğrenir. Ayrıca sokakta Frau von Tiedemann�ın yanında gördüğü diğer kişinin de Maria�nın ve kendisinin çocuğu olduğunu öğrenir. Ancak hiçbir şey söyleyemeden Frau von Tiedemann kızı da alır ve trene binerek Bağdat�a doğru hareket eder.

Popularity: 4% [?]

Tembel Limon İngilizce Özeti

Posted by admin | Kitap Özetleri | Çarşamba 26 Mayıs 2010 13:47

Öncelikle merhabalar konunun doğru yerde olup olmadıgını bilmiyorum yetkililerin yerine taşıması benim sevindirir böyle bir durum varsa.

Konuma geçiyim tembel limon diye 2. sınıf bir ilk okul kitabını okuyup özetini çıkartıp ingilizceye çevirmem gerek bana yardımcı olabilecek birileri varsa yardım ederlerse çok sevinirim özeti çıkarttım fakat çeviriden dogru düzgün özeti çeviremiyorum çevirisiz direk çevirebilecen birisi varsa yardımcı olursa çok sevinirim böyle birisi varsa özeti ona göre yazıcagım yardım ve emekleriniz için şimdiden teşekür ederim.

Popularity: 3% [?]

İnsan ne ile yaşar Kitap özeti

Posted by admin | Kitap Özetleri | Çarşamba 26 Mayıs 2010 13:39

Kunduracı Simon, karısı ve çocuklarıyla birlikte bir köylü*nün evinde oturuyordu. Kazancı, ancak boğazlarına yetiyordu. O kadar, fakirdi ki, karı koca parça parça olmuş aynı paltoyu giyi*yorlardı. Yeni palto yaptırmak istiyordu. Fakat, o kadar parayı nasıl toplayacaktı. Bir ümitle, köydeki alacaklarını toplamak için gitti. Ancak, yirmi köpekten fazla toplayamadı. Canı çok sıkıldığı için onunla da içki İçti. Söylene söylene evine dönerken, kilisenin yanında çırılçıplak, heykel gibi duran bir adam gördü. Önce, hızlı bir şekilde oradan uzaklaştıysa da, sonra insanlığından utanarak, geri döndü. Bu genç bir adamdı. Hemen, üstünden ceketini çıkar*dı ve adamın sırtına geçirdi. Kuşağını da beline bağladı. Yetmedi, ayağındaki çizmeleri de çıkarıp adama giydirdi. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, kalacak yeri yok diye, alıp evine getirdi. Bu arada adamın isminin Mikail olduğunu öğrendi.
O esnada, Simon’un karısı Matroyna, bir pişirimlik ununu bugün mü yarın mı ekmek yapmanın düşüncesi içindeydi. Bir anda ayak sesleri duydu. Kapıda kocası ve tanımadığı birisi vardı. Kocası ve adam içeri girip oturdular. Sonra da, Simon Matroyna’dan kendilerine yemek getirmesini istedi. Matroyna da “Sızın gibi sarhoşlara verecek yemeğim yok” dediyse de, adamın bu sessiz ve gariban haline acıyıp, evde olan son bir tabak yemeği de getirip önlerine koydu. Sonra da yabancıya, tavan arasında yata*cak yer verdiler. Kendileri de yattıklarında karısı Sİmon’a, “Biz yardım ediyoruz da, neden hiç kimse bize yardım etmiyor” diye sordu. Simon, hiçbir cevap veremedi.
Ertesi gün, Mikail erkenden kalkmış, sessizce oturuyordu. Sİmon ona, çalışması gerektiğini anlatıp, kundura dikmeyi öğret*meye başladı. Kısa sürede usta bir kunduracı haline gelmişti. Sessizce çalışıyor, çok az yemek yiyor, çok az konuşuyordu.
Böylece bir yıl geçti. Mikail artık herkesin beğendiği bir usta olarak ün yapmıştı. Haliyle, Simon’un da işleri düzelmişti. Bir gün, dükkândan içeri dev gibi, kibirinden yanına varılmayan bir adam girdi ve uşağının elindeki deriyi göstererek, bundan çok iyi bir çift çizme yapmasını istedi. Simon, Mikail’e baktı ve kabul etti. Mikail deriden çizme değil de terlik yaptı. Simon bu işe kızmak için ağzını açacaktı ki, adamın uşağı kapıdan içeri girdi ve efendi*sinin Öldüğü için çizmeye gerek kalmadığını, hanımının onun yerine bir çift terlik yapılmasını istediğini belirtti. Mikail yaptığı terlikleri uşağa uzattı.
Aradan altı yıl geçmişti. Bir gün bir kadın, birinin ayağı topal iki çocuğu ile gelir ve ayakkabı yaptıracağını söyler. Sonra da kadının anlattıklarına göre, bu ikiz çocukların anne ve babaları ölmüş ve kadın onları himayesine almıştır. Kadın gittikten sonra, Mikail gülümser. Bu onun geldiğinden beri üçüncü gülümseme-sidir. Birincisi, Simon’un hanımı ona yemek verdiğinde; ikincisi, çizme siparişi veren adam geldiğinde olmuştu.
Mikail, önlüğünü çıkardı ve “Allahaısmarladık efendilerim, Al*lah beni bağışladı, bir kusur işledi isem siz de bağışlayın” diyerek git*mek için hareketlendi. Mikail’den bir ışık yükseliyordu. Simon kalkıp onun önünde eğildi. Ve Mikail’den mümkünse durumu izah etmesini istedi. O da, “Ben bir melektim. Allah bana yeni doğum yapmış bir kadının canını almam için görev verdi. Baktım kadının kocası yeni ölmüş. Görevi yapamadım. Allah da bana, git o kadının canını al ve şu üç hakikati de öğren dedi. İnsanda yaşayan nedir? İnsanlara verilme*miş olan şey nedir? Ve insan ne ile yaşar
“Ben, hanımınızın yüzündeki yumuşamayı görünce, insanda yaşa*yan şeyin sevgi olduğunu anladım. İlk kez o zaman gülümsedim. Sonra, çizme isteyen adam geldiğinde, arkasında arkadaşım ölüm meleği vardı. O zaman da insana verilmeyen şeyin, kendi ihtiyaçlarının bilgisi oldu*ğunu anladım. O zaman yine gülümsedim. O kadın ve çocukları görün*ce de, insanın ne ile yaşadığım anladım. İnsan içindeki Allah ile yaşı*yormuş meğer. Bu da üçüncü hakikatti. Bunu anlayınca yine gülümse*dim ve Allah’ın artık beni affettiğini anladım.”
Sonra, kılığı değişti ve bir melek haline geldi. “Anladım ki, İnsan kendi çabasıyla değil, sevgi ile yaşar” dedi. “Yine anladım ki, her ne kadar insanlar kendileri için kaygı çekmekle yaşadıklarım zannederlerse de, hakikatte yalnız sevgiyle yaşarlar, Yüreğinde sevgi taşıyan İnsanın sevgisi Allah’tandır ve Allah o insanın içindedir. Çünkü varlığın sebebi sevgidir.”

Popularity: 2% [?]

Stephen R. COVEY -Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı kitap Özeti

Posted by admin | Kitap Özetleri | Çarşamba 26 Mayıs 2010 13:38

KİTABIN ANA BÖLÜMLERİ :

1. Giriş
2. 1.Alışkanlık: Proaktif Ol
3. 2.Alışkanlık: Sonunu Düşünerek İşe Başla
4. 3.Alışkanlık: Önemli İşlere Öncelik Ver
5. 4.Alışkanlık: Kazan/ Kazan Diye Düşün
6. 5.Alışkanlık: Önce Anlamaya Çalış, Sonra Anlaşılmaya
7. 6.Alışkanlık: Sinerji Yarat
8. 7.Alışkanlık: Baltayı Bile
9. Yazar Hakkında

Stephan R. Covey çevresiyle yaşadığı problemleri anlatmaya başlar ve ilk olarak kendi çocuğundan örnek verir , ve çocuğuna gösterdiği ilginin aslında “sen becerikli değilsin korunman gerekiyorâ€�mesajını verdiğini anlar. Bunun üzerine çeşitli araştırmalara başlar ve dünya görüşünün gözle görmek değil, anlamak algılamak ve yorumlamak olan paradigmanın gücünden bahseder. İnsanların farkına varmadan yaşadıkları paradigmaların insan karekteriyle bağdaştıran R.Covey paradigmanın kişilik etiği sonucu olduğunu , değişimin gücü, görmek ve olmak, ilke merkezli paradigmalara yaşanmış güzel örneklerle okuyucusuna anlatmıştır.Covey yedi alışkanlığa gelmeden önce yaş**ımızda güçlü bir etkisi olan alışkanlıklarımızın bilgi, beceri ve arzunun kesişmesi olarak ifade eder. Diğer bir boyutta alışkanlıklar bizleri sürekli olgunlaşma modeline , yani bağımlılıktan bağımsızlığa, oradanda karşılıklı bağımlılığa götürdüğünü anlatır. Şimdi etkili insanların yapmış oldukları yedi alışkanlıktan birincisine gelelim.

1.PROAKTİF OL:

R.Covey , Henry David THOREAU’nin ünlü sözü insanların yaş** düzeyini bilinçli çabayla yükseltme konusundaki tartışma götürmez yeteneğinden daha cesaret verici bir gerçek bilmiyorum derken insanları hayvanlardan ayıran öz bilinç ya da kendi zihinsel sürecimizi düşünebilme yeteneğinden bahsederek bazı alışkanlıkların insanların DNA’sında bulunduğundan bahsetmiştir. Etkili insanların birinci alışkanlığı olan proaktivite iş yönetimi literatüründe sıkça kullandığımız fakat bir çok sözlükte yer almayan bir sözcük olup inisiyatif anlamına gelen yalnız inisiyatifi ele almaktan çok daha öte bir anlamı vardır. İnsan olarak kendi yaşamlarımızdan sorumlu olduğumuzu davranışlarımız, koşullarımız değil, kararlarımızın işlevidir. Değerlerimizi duygularımızdan üstün tutabiliriz. Bazı şeylerin olması için hem inisiyatifimiz hemde sorumluluk vardır. Sorumlu olduğumuzu bilmek ise diğer bütün alışkanlıkların temelidir.

2.SONUNU DÜŞÜNEREK İŞE BAŞLA:

Yaş**ınızın sonunun bir hayali sahnesiyle paradigmasıyla başlamaktır. Sonunu düşünerek işe başlamak, varacağınız yeri iyice belirleyerek başlamak demektir. Şu anda bulunduğunuz yeri ve attığınız adımların her zaman doğru yönde olduğunu anlamanız için nereye gittiğinizi bilmektir. Boş zaferler kazanmak için çaba sarf edilmemeli. Bizim için nelerin çok önemli olduğunu bilmeliyiz. Eğer merdiven doğru duvara dayanmamışsa attığımız her adım bizi yanlış bir yere doğru hızla götürür.

3.ÖNEMLİ İŞLERE ÖNCELİK VER:

R.Covey bu bölümde üçüncü alışkanlığı açıklamasında 1. ve 2. Alışkanlıkların kişisel meyvesi , pratikte gerçekleşmesi olarak anlatmaktadır. 1. Alışkanlıkta yaratıcı sensin, yönetim sende diye açıklayan R.Covey bunun temelinde insanlara özgü doğuştan gelen dört özel yetiden bahseder. Bunlar hayal gücü, vicdan, özgür irade, özbilinç. 2.Alışkanlık, ilk yada zihinsel yaratım temelinde hayal gücü yani gözümüzün önüne beynimizle getirebilme ve vicdan. 3.Alışkanlık fiziksel yaratımdır. Yani 1. ve 2.Alışkanlıkları yönetebilme özeliği. Liderlik ve yönetimden bahsedilmiş olan bu bölümde her iki unsurun birbirinden tümüyle farklılığından bahsedilmiştir ve etkili bir yönetim, önemli işlere öncelik vermektir, diyerek önemli işlerin neler olduğuna liderler karar verir demiştir. Ayrıca bunların gün gün öncelikli olarak gerçekleşmesini sağlayan yöneticilerdir. Yönetim disiplindir, kararları uygulamaktır.
4.KAZAN / KAZAN DİYE DÜŞÜN:

Kazan, yaş**ı bir rekabet arenası değildir. Güçlü yada zayıf, iyi yada kötü, kaybetmek yada kazanmak ama bu tür düşünce tarzı yanlıştır. Bu ilke daha çok güç ve mevkiye dayanır. Başkalarıyla ilgili ilişkilerimizde insana özgü eşsiz yetilerin, özbilinç, hayal gücü, vicdan ve özgür irade her birinin kullanılmasını gerektirir. Yani karşılıklı öğrenme, karşılıklı etkileme ve karşılıklı yararları içerir. Kazan / Kazan ilkesi bütün ilişkilerimizde başarının temelini oluşturur ve yaş**ın beş boyutunu kapsar. Karakterle başlar, ilişkilere doğru ilerler, bundan anlaşmalar doğar, beslenir ve süreci içerir.

5. ÖNCE ANLAMAYA ÇALIŞ SONRA ANLAŞILMAYA:

Bu ilke insanlar arasındaki etkili iletişim anahtarıdır. Biri konuşurken dört düzeyde dinleriz; umursamıyor, aslında onu dinlemiyor olabiliriz. Yada dinliyormuş gibi yaparız. Seçerek dinliyor, konuşmanın sadece belirli bölümlerini duyuyor olabiliriz. Dikkatle dinliyor, ilgi gösterip enerjimizi söylenen sözlere yöneltiyor olabiliriz.Ama pek azımız beşinci düzeyi; empati dinlemeyi yani kendisini karşısındakinin yerine koyarak dinlemeyi deneriz. Anlaşılmaya çalışmak ise Etos, Patos, Lagos’ tur. Bunlar nedir?

Etos: Sizin kişisel inanırlığınızdır.

Patos: Empatik yanınızdır, duygudur.

Lagos: Mantıktır. Sunuşun, akıl yürüten kısmıdır.Üçünü bir arada deneyin

6. SİNERJİ YARAT:

Sinerji ilke merkezli liderliğin özüdür. Sinerji? Bir bütün parçalarının toplamlarından daha büyük olması demektir. İki tahta parçasını bir araya koyduğumuz zaman, ayrı ayrı taşıyabilecekleri ağırlıktan daha fazlasını kaldırır.Bu bir sinerjidir. Kadın ile erkeğin dünyaya bir çocuk getirmeside bir sinerjiktir. Sinerjinin özü farklılıklara değer vermektir. Onlara saygı göstermek güçlü yanları üzerine inşa etmek, zayıf yanlarını telafi etmektir.

7.ALIŞKANLIK:

Baltayı bile kendi kendimizi korumak ve geliştirmektir. Doğ**ızın dört boyutunu fiziksel, ruhsal, zihinsel ve sosyal yani duygusal olarak yenilemektir.â€�Baltayı bilemekâ€�temelde bu dört yönlendirmenin hepsini birden ifade etmektir. Bunu yapmak içinde daha öncede bahsettiğim gibi proaktif olmak gerekmektedir. Bu yaş** boyu kendimize yapabileceğimiz en önemli yatırımdır. Biz kendi çalışmalarımızın aracısıyız ve etkili olup baltayı bu dört biçimde bilemek için düzenli olarak zaman ayırmanın önemini kavramak zorundayız….

Popularity: 88% [?]

Koku-Patrick Suskind Kitap Özeti

Posted by admin | Kitap Özetleri | Çarşamba 26 Mayıs 2010 13:37

Rue Aux Fers’de bir balıkçı tezgahının yanında, bir kadın beşinci çocuğunu dünyaya getirir. Jean Babtiste Granouille diğer dört çocuk gibi aynı yerde doğmuştur. Granouille manastır tarafından bir sütanneye verilir. Annesi de diğer dört çocuğunun bu şekilde ölmesine neden olduğundan hüküm giyer ve bir kaç hafta sonra idam edilir.

Bir süre sonra Granouille sütanne Jeanne Bussie tarafından, Saint Merri Manastırına getirilir. Kadın çocuktan kurtulmak istemektedir. Granouille diğer bebeklerden farklıdır, normal bir bebek gibi kokmamaktadır. Daha doğrusu hiç kokmamaktadır. Sütanne çocuğun içinde şeytan olduğunu söyleyerek bebeği Papaz Terrier’ye bırakır. Bebeğin kokmadığını anlayan ve sütannenin söylediklerine inanmaya başlayan Peder de çocuktan kurtulmak ister. Papaz Terrier çocuğu Madam Galliard adında bir sütanneye verir ve bir yıllık ücreti de peşin öder.

Granouille artık Madam Galliard’ın evinde büyümektedir. Granouille’yi Madam’ın evinde hiç kimse sevmemektedir, hatta ondan rahatsız olmaktadırlar. Granouille güzel bir çocuk değildir, hatta çirkin bile denebilir. Ancak nefret edilecek kadar kötü veya çirkin bir çocuk da değildir. Granouille tüm insani duygulardan yoksun olarak büyür. Aşk, sevgi, başkalarını düşünmek gibi duygulardan hiçbirine sahip değildir. Granouille’in diğer insanlar gibi kokusu yoktur ama çok iyi koku almaktadır. Hatta kilometrelerce uzaktan bile her kokuyu ayırabilmektedir.

Granouille genç bir çocuk olduğunda bir dericinin yanında çalışmaya başlar. Çok zeki bir çocuk değildir ama çok çalışkandır. En zor işleri bile çok rahat yapabilmektedir. Bir gün patronu tarafından, işlenmiş derileri teslim etmek için bir parfüm dükkanına gönderilir. Burada kokular konusundaki marifetini gösterir. Parfümcü tarafından işe alınmak ister. Parfümcü, çocuğun patronu dericiyi çağırır. İyi bir para karşılığında Granouille’yi dericiden alır. Parfümcü şehrin en iyi parfümcüleri arasındaydı. Ancak son zamanlarda işleri çok iyi gitmiyordu. Çünkü artık iyi kokular üretemiyordu ve iflas etmek üzereydi. Bu arada Granouille’yi iyi bir para karşılığında parfümcüye veren derici, bu karlı alışverişi bir yerde içki içerek kutlar. Fakat sarhoş olmuştur ve evine gitmek isterken nehire düşer ve boğulur.

Granouille parfümcüde çok iyi kokular üretmektedir. Dükkan sahibi tekrar şehrin en ünlü parfümcüsü olmuştur ve çok iyi paralar kazanmaktadır. Bir süre sonra işinden sıkılmaya başlayan Granouille tüm insanların kokularından uzaklaşmak ister. Bu amaçla günlerce süren bir yolculuk yapar ve hiçbir insanın kokusunun olmadığı bir dağa yerleşir. Bu arada Granouille’nin ayrıldığı gün parfümcü ölmüştür.

Granouille insan kokularından uzak olarak dağda tam yedi yıl geçirir. Artık geri dönmeye karar verir. Geri döndüğünde yine kokular üretmeye başlar. Parfümler konusunda sürekli kendini geliştirmekte ve en iyi parfümleri üretmektedir. Amacı dünyanın en iyi kokusunu yaratmaktır. Bu amaçla, genç, güzel ve bakire kızların peşine düşer. Onları öldürmekte ve parfümcülere özel bir yöntemle kokularını almaktadır. Sürekli genç kızların öldürülmesi şehirde korku salmıştır. Şehrin en güzel kızının babası, kızını kurtarmak için başka bir yere gitmeye karar verir ve bir yolculuğa çıkarlar. Fakat Granouille kızın kokusunu alır ve onları konakladıkları yerde bulur. Kızı öldürür ve kokusunu alır. Artık dünyanın en iyi kokusunu üretmiştir.

Fakat bir süre sonra cinayetleri işleyenin Granouille olduğu anlaşılır ve yakalanır. İdam edilecektir. Granouille idam edileceği gün yarattığı kokuyu sürer. İdam edileceği meydana getirilen Granouille kokusuyla kalabalığı büyüler. Granouille’yi melek gibi gören insanlar ondan bir parça almak isterler ama onu paramparça edip öldürürler….

Popularity: 5% [?]

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »