21. Yüzyılın Anlamı – James Martin Kitap Özeti

Posted by admin | Kitap Özetleri | Çarşamba 26 Mayıs 2010 14:00

İnsanlık bir dönüm noktasında. Tarih boyunca eşi görülmemiş boyutta muazzam bir dönüşüm, bir geçiş dönemine girmiş bulunmaktayız. İnsan türü aşırılık çağında son sürat ilerlemekte. Bir yanda aşırı zenginlik, bir yanda aşırı fakirlik; teknolojide, silahlanmada, küreselleşmede aşırı uçlar. Eğer insan türünün devam etmesini istiyorsak tüm bunlarla nasıl başa çıkacağımızı öğrenmemiz gerekiyor. Başdöndürücü teknolojik gelişmeleri hızla büyüyen nüfusu desteklemek için kullanmanın yollarını bulabilirsek bizi harika bir gelecek bekliyor ancak bunu başaramazsak yeni bir Karanlık Çağ başlatabiliriz.

Zeka ve teknolojinin dünyayı mahvetmek yerine dönüştürmek için kullanılması gerektiğini vurgulayan yazar, teknolojinin hayatımıza olan etkisi üzerine çalışmalar yapan dünyaca ünlü bir uzmandır. Dünya çapında doğum kontrolünden, eko sistemin onarılmasına; nanoteknoloji gelişmelerine kadar geniş kapsamlı sorunlara etkileyici, akla yatkın ve olanaklı çözümler sunan yazara göre önemli olan beka kabiliyeti yani kalımlılıktır. Günümüzün tahammül edilmez ve savunması imkansız çürük gidişatından uzaklaşıp salıverdiğimiz muhtelif güçleri kontrol altına almayı öğrenmemiz gerekmektedir. Araştırma, bilim, ekonomi ve sosyal politika uzmanlarıyla kapsamlı görüşmeler yaparak hazırladığı bu kitap değişim yönünde bir seferberlik ve kavrama manifestosudur…

Popularity: 4% [?]

İkinci Şans – Zbigniew Brezinski Özeti

Posted by admin | Kitap Özetleri | Çarşamba 26 Mayıs 2010 14:00

Tarihsel anlamda 15 yıl çok kısa bir süredir fakat yaşadığımız dönemde zaman inanılmaz bir hızla ilerler hale gelmiştir. İşte bu nedenle Amerika’nın 1990’larda dünyanın tek süper gücü olarak ortaya çıktığından günümüze kadar olan dönem hakkında stratejik bir değerlendirme yapmak için erken değildir. Tarih boyunca tek bir güç hiçbir zaman bu kadar baskın olmamıştır. İşte bu nedenle Amerika’nın uluslararası liderlik görevini sorumlu ve etkin bir şekilde gerçekleştirip gerçekleştirmediği önemli bir sorudur. Sadece Amerikanın değil dünyanın güvenliği ve refahı için…

ABD’nin ulusal güvenliğini korumak dışında dünyanın en güçlü ülkesi olarak öne çıkması Washington yönetiminin 3 temel görev benimsemesini zorunlu kılmıştır:

Jeopolitik dengelerin sürekli değiştiği bir dünyada merkezi güç ilişkilerini idare etmek, yönlendirmek ve şekillendirmekle birlikte işbirliğinin daha güçlü olduğu küresel bir sistem yaratmak için duyulan isteği ulusal düzeyde yoğunlaştırmak….

Popularity: 98% [?]

Şifalı Bitkiler, Prof. Dr. Ahmet Maranki Kitap Özeti

Posted by admin | Kitap Özetleri | Çarşamba 26 Mayıs 2010 13:58

Stratejik araştırmalar uzmanı Prof. Dr. Ahmet Maranki ile Fizyoterapist, Biyoenerji uzmanı, Ekstrasens ve İgleroterapist Elmas Maranki çiftinin kaleme aldıkları kitaplarla başlayan Sağlıklı Beslenme ve Sağlıklı Yaşam Süreci, kitlevi bir bilinçlenme hareketine dönüştü. Geçen 2 yıl süre zarfında 500 bin km yol kat ederek yurtiçi ve yurtdışında yaklaşık 250 görüntülü konferans veren çift, 500 binden fazla kişiye doğrudan, yüz yüze, milyonlarcasına da TV, radyo ve yazılı medya aracılığıyla “sağlıklı düşün, beslen, yaşa” sloganıyla yaşam enerjisini arttırmanın ilmi ve pratik yollarını anlattı.
Maranki çiftinin “Noktalarla ve Masajla Mucizevi Tedaviler” kitapları yanında ana kitap olan “Kozmik Bilim ve Bilinçle Yaşam Enerjisi” adlı ilk kitabı 77 baskı ile 250 bin adete yakın baskı yaptı.
Maranki çifti, günümüzün geldiği bu noktada hastalık ve hastalanma oranlarının giderek artması sebebiyle bütün bu hastalıklara çözüm olabilecek “KOZMİK BİLİM IŞIĞINDA ŞİFALI BİTKİLER” isimli bu kitabı hazırlayarak Yaşam Enerjisi serisine, dünya ve Türk literatürüne bir kaynak eser kazandırdı. Bu kitap bitkiler dünyasının bugüne kadar bilinmeyen yönleri ile eskimez eserleri günümüzün teknolojisiyle birleştirip, dünle bugünü barıştırarak insanlığın hizmetine sunmuştur.

ŞİFALI BİTKİLER, Orta Asya Türk töresinden İbn-i Sina nın Fittü’l-Tıbbına, Tabib İbn-i Şerif’in Yadigâr’ından Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetnâme’sine, Tıbb-ı Nebevi’den günümüzdeki en yeni araştırmalara kadar incelenmiş ve Kozmik Bilim metotları süzgecinden geçirilerek hizmetinize sunulmuştur.
Kitapta bitkilerin hususiyetleri, şifacılığı, kullanım ve kür uygulamalar bugüne kadar yazılmayan terkip ve metotlarıyla alternatifli olarak denenmiş, mücerrep kaydıyla hizmetinize sunulmuştur.
Bu kitabımızın da diğerleri gibi insanlığa faydalı olması temenni ve duasıyla…
“SİZİN EN HAYIRLINIZ, İNSANLARA EN FAYDALI OLANINIZDIR.”…

Popularity: 3% [?]

Güneş Enerjisi Uygulamaları -Doç. Dr. Doğan İbrahim Özeti

Posted by admin | Kitap Özetleri | Çarşamba 26 Mayıs 2010 13:57

Bu kitap Prof. Dr. Doğan İbrahim tarafından bir kurs kitabı olarak hazırlandı. Kıbrıs Yakın Doğu Universitesi Bilgisayar Bölüm Başkanı olan Doğan İbrahim’in, dünyanın saygın yayınevleri tarafından yayınlanmış bir çok kitabı var. Yine yayınevimiz, Prof. Dr. Doğan İbrahim’in “Z80 Mikroişlemci Programlama”, “PIC C ile Ses-Işık-Sıcaklık ve Motor Kontrol Projeleri” PIC Mikrokontrolör Öğreniyorum, “PICBASIC ile Programlama”, “C ile Programlama”, “A-Z Matlab”, “8085 Mikroişlemci Deneyleri” gibi kitaplarını sizlere kazandırmıştı. Bu kitabın da Güneş Enerjisi ile ilgilenen okurlarımıza yararlı olacağını umuyoruz.
Yenilenebilir enerji kaynağı olarak güneş ışınlarından fotovoltaik hücreler vasıtasıyla elektrik üretilebilmektedir.

Güneşten elde edilen elektrik, gelişen ve gelişmekte olan ülkelerde, tek tek evlerden otellere, iletişimden ulaşıma kadar birçok alanda kullanılmakta. Hesap makinalarından el radyolarına, tek bir evden büyücek bir kasabanın elektrik ihtiyaçlarına kadar pek çok ortamda güneş enerjisinden yararlanmak mümkün.
Fotovoltaik hücrelerin maliyetleri zaman içinde o kadar çok düştü ki, artık güneşin çok olduğu lokasyonlar için çok uygun maliyetlere güneş enerjisinden yararlanmak mümkün olabilmekte. Güneş hücreleri nin fiziksel özellikleri yada ışık teorisi üzerine bir kaç kitap bulabilmek mümkün. Ancak bu kitap, güneş enerjisinin teorik temellerinden de kısmen bahsetmesine karşın; daha çok bu teorinin uygulamaları üzerine. Bilgisayarlar aracılığıyla güneş enerjisi problemlerinin çözümüne dönük bir çok program bulabileceksiniz, bu kitapta. Tüm programlar, bir endüstri dili olan C programlama diliyle yazıldı, derlendi. Programların tamamı PC yada uyumlu bilgisayarlarda test edildi, uygulandı, çalıştırıldı.
İlk bölümde enerji kavramını tartışacağız. 2. bölümden itibaren güneş enerjisine gireceğiz, güneş spekrumu, ışıma ve atmosferik özellikleri inceleyeceğiz. 3. bölümde ise, güneş ışımasının ölçülmesi üzerine pironemetre vb 4. bölümde ışımanın geometrisi üzerine detaylar var. 5. bölümde güneş hücrelerinin teorisi ile ilgileneceğiz. Yarı iletkenlerin teorisine, fotovoltaik sistemler üzerinde matematiksel ilişkileri, güneş hücrelerinde I-V eğrisi vb gibi daha ziyade torik konulardan 6. bölümde sözedeceğiz. Ama yine de örnek programlarda olacak. 7. bölüm güneşten sağlanacak elektriğin ölçülmesi ile ilgileneceğiz. 8. bölüm tamamıyla uygulamalara ayrıldı. 9. bölümde konunun ekonomisinden, enerji maliyeti ve tasaruffundan sözedeceğiz…..

Popularity: 4% [?]

ESKİ MISIRLILAR’DA GEOMETRİ-Komisyon Özet

Posted by admin | Kitap Özetleri | Çarşamba 26 Mayıs 2010 13:57

Eski Mısır’da görülen geometri bilgileri, yüzey ve hacim hesapları olarak karşımıza çıkmaktadır. Mısırlılar, kare ve dikdörtgen alanlarını, doğru bir şekilde hesaplayabiliyorlardı.
Düzgün olmayan bir yüzeyin planını ise, dörtgenleştirme yoluyla elde ediyorlardı. Üçgen alanı bilgisinden hareket ederek de, yamuğun alanını elde ediyorlardı. Mısırlılar’ın; üç boyutlu cisimlerden; silindir, koni, piramit, dikdörtgen prizma ve kesik prizma hacimlerini de bildikleri anlaşılmaktadır. Kesik piramidin hacminin hesaplanması, zamanın geometrisi için son derece önem taşımaktadır.

Aydın Sayılı; adı geçen eserinde konu ile ilgili geniş bilgi verdikten sonra şunları yazar: “Mısırlılar’ ın, aritmetiklerinde olduğu gibi geometri problemlerinin çözümünde de, tamamıyla somut özel hallerin ele alınmasından ileri gidilmiyor. Karşılaşılan bütün örneklerde ortak bir vasıf Mısır geometrisinde genel formül kavramının mevcut olmayışıdır. Zihinde bir nevi genel formül fikri ve belli genellemeler vardı. Açı geometrisi mevcut değildi. Bunun yanında doğru geometrisi gelişmiş durumdaydı.” Burada doğru geometrisi ile ölçü için; sadece doğruları kullanan ve açı kavramına başvurmayan bir geometri kastedilmektedir. Alan ve hacim hesapları, doğruların yardımıyla yapılmaktadır. En, boy, taban, dikme, köşegen, çap ve çevre, hem ölçülebilen, hem de ölçüde aracı rolünü kullanıyordu. Bugünkü ifadeyle; 45 derecenin, bazı trigonometrik özelliklerini de bildikleri anlaşılmaktadır.
Burada akla şöyle bir soru gelmektedir; Mısırlılar, ilkel geometri bilgisi diyebileceğimiz, ama bugünkü geometrinin temel bilgilerini, hangi ihtiyaçları sonucu ortaya koymuşlardır? Bilindiği gibi; Nil Irmağının mevcudiyeti, Mısır’ın günlük hayatı için son derece önemlidir. Bu ırmağın taşmasıyla, su altında kalan arsaların sık sık ölçülmesi, kaybolan ya da zarara uğrayan arsanın ölçüsünün doğru olarak tespiti ve vergi miktarlarının da buna göre belirlenmesi gerekmektedir. Mısır mezar lahitlerinin, piramitlerin, tahta işlerinin estetik bakımdan üstünlük sağlaması, hem çalışmaların ihtiyacından doğmuş ve hem de, zaman için var olan ölçü tekniği ile, basit de olsa, bu ölçülerin hesaplama tekniğinin kısmen ileri derecede olmasıdır…

Popularity: 4% [?]

Dünyanın Ucundaki Fener – Jules Verne Özeti

Posted by admin | Kitap Özetleri | Çarşamba 26 Mayıs 2010 13:56

Kısa Kitap Özeti
Dünya’nın güney ucunda ıssız bir adadaki bir fenerin çevresinde gelişen olaylar anlatır. Azgın dalgalar ve korkunç kayalıkların yol açtığı gemi kazalarını önlemek için inşa edilen fenere üç bekçi bırakılır. Bu üç bekçinin adı Vasquez, Felipe ve Moriz’ dir. Ayrıca Devlet Adasında bu üç bekçiden başka kişilerde bulunur. Bunlar Kongre Çetesi’ dir. Bu çetenin başkanının adı Kongre, başkan yardımcısının adı ise Carcante’ dir. Bu çetede Kongre ve Carcante’ den başka bir düzine kişi daha vardır. Bu çete Devletler Adasında bir mağarada kalırlar.Ülkelerine dönmeyi çok isterler ama bu bir müddet gerçekleşemez. Çünkü bu çetenin ne teknesi ne sandalı ne de yelkenlisi var. Bu yüzden adada mahküm kalırlar. Bir gün bir yelkenli bu çetenin bulunduğu kıyıya gelir. Yelkenli kuma yapışır kalır. Çetenin bu yelkenliyi kumdan kurtarması çetenin bir kaç gününü alır. Daha sonra çete yelkenlinin bir Şili yelkeni olduğunu ve adının ise Masue olduğunu tesbit ederler. Yelkenliyi kumdan kurtardıktan sonra yola çıkarlar. Sonra karşılarına Vasquez, Felipe ve Moriz’ in bulunduğu fener çıkar. Felipe ve Moriz aşağıda dururlar. O sırada haydutlar gelip Moriz’ in başını bir balta ile parçaladıktan sonra Felipe’ yi kurşuna dizerler. Bu olayları gören Vasquez tabancasını ve erzağını alıp olay yerinden kaçar. Sonra haydutlar gelmekte olan bir gemiyi batırırlar ve başka yöne giderler. Bu gemiden John Davis adlı kaptan kurtulur ve Vasquez’i bulur. Bu sırada Vasquez çok bitkindir. “ Su su ” diye bitkin bir şekilde bağırıyordu. Daha sonra Vasquez ve John Davis Santa – fe adlı gemimin onları almaya geldiğini anlayarak telaşlanırlar. Hızlıca fenere koşarlar, kapıyı kapatırlar ve feneri yakarlar. Bütün çabalarına rağmen haydutlar Vasquez ve John Davis’ i önleyemezler. Gemi yaklaşınca Vasquez ve John Davis Santa – fe’ ye binip giderler. Ama yanlarında Felipe ve Moriz olamaz….

Popularity: 3% [?]

İlk Cemre – Birol Topuz Kitap Özeti

Posted by admin | Kitap Özetleri | Çarşamba 26 Mayıs 2010 13:54

Kitabın Takriz kısmı:
“İçinde ruh olmayan bir edebiyat heykeli inşa etmekten ise, ruhu olan bir sivrisinek yapabilmeyi tercih ederim. İlham, ruhtur. Ruhu olan yazılar canlıdır ve canlandırır; diğerleri görkemli de olsa birer kadavra, birer mumyadır. Beynin kurgulama teknikleri ile mükemmel kalem-kurgu yazıları karalamaktansa, bir paragraflık ilhamı, bir cümlelik ilham vecîzesi yazabilmeyi yeğleyişim bundan. Diriltici olan kuramlar veya kurgular değil, hakikatlerdir. Kalemden sızan kalbin ilham bengisuyu, okuyuculara kan bağışıdır, can üfleyişidir. O bakımdan körpe kalemlerin gönül yazılarını takdire şayan bulurum, zevkle okurum. Zira denemesinin merkezinde atan bir kalp vardır, cümlelerinin damarlarında akan sıcacık bir kan, çehresine akseden albenili bir canlılık vardır.”
“Duygu-Düşünce Günlüğüm”e düştüğüm bu notların, gün gelip bir “takriz”in mukaddimesi olacağını nereden bilebilirdim? Münkeşifi takdir, inkişâfı teşvik istikametinde. Elinizdeki “İlk Cemre” genç bir kalemin ilkbaharını müjdeleyen ilk çiçeği. Şekil ve muhtevasında ilk’liğin tazeliği… Şüphesiz ilk’lerin insan hayatında çok özel bir yeri olur. Hatırası da ona göre ömürlüktür. İstikbal adına ümit vaadeden bir filizin ilk hâtırasında bir hayat boyu hep bir yâd-ı cemîl olarak yaşamak gibi bir güzelliği reddetmeyi dahi göze alabilecek kadar, kendimi takdim yazmaya liyakatsiz bulduğumu itiraf etmeliyim. Ne var ki nahif bir gönlün samimâne talebini, sıradan bir iman ve amel fakiri olarak reddedip incitmeyi de göze alamadım. Belki mütekâbil sevgi “hayır”ı kaldırmadığı için “evet”e mecbur kaldım, bilemiyorum.

Bildiğim tek şey: Gelen neslin hüsnüzanlarını kırmamak suretiyle hayır dualarına mazhar kalma ve musallada hüsn-ü şehadetleri ile huzur-u ilahîye uğurlanma ideal kristalini kırmamaya âzâmî özen gösterme mecburiyetinde ve ihtiyacında olduğumdur. Kaderin bir taltif ve tavzifi olarak İngiltere’de bulunduğum 2001-2006 yılları arası, değişik platformlarda koşuşturmalarına şahit olduğum, yer yer organize ettiği programlara mingayri haddin konuşmacı olarak katıldığım ve güncelin ateşlediği bazı hissiyât ve efkârını deneme yazılarından muhtelif vesilelerle okuduğum kıymetli nur kardeşim Birol Topuz beyi bu ilk göz nuru sebebiyle tebrik ediyor, kaleminin hakka tercüman olarak rıza-i ilâhîye nâiliyetine zerîa olmasını diliyorum…..

Popularity: 4% [?]

Kızıla Boyalı Saçlar – Kostas Mourselas Özeti

Posted by admin | Kitap Özetleri | Çarşamba 26 Mayıs 2010 13:54

Okura meydan okuyan, okuru uyaran, kızdıran bir roman. Erotik, duygusal, bayağı, çirkin, dehşet verici… Yalın anlatımı olan, mizah dolu, alaycı, sert eleştirilerle dolu bir kitap. Asıl olarak da egemen sisteme ve o sistemi bir nedenle içselleştirenlere karşı müthiş bir eleştiri. Çağdaş Hamletler, zorbalar, kutsallaştırılan serseriler, genelevler, mahalleler, gecekondular, erkek delisi kadınlar, üçkağıtçılar, küçük burjuvalar, geçmişin idealistleri olan günümüzün başarılı işadamları, dolandırıcılar, rezil kişiler, insanlara değil aynadaki görüntülerine aşık olanlar, bir dönemin ve insanların resmi.

Çevirmenin birkaç sözü: “Sefil düşünceler ve küçüklükler arasında kaybolup, hayattaki büyük sırrı çözemedik, soru da cevapsız ve acımasız kalakaldı: Nasıl yaşadın, neden öyle yaşadın, neyi yapabilecekken yapmadın, başka bir yol, başka bir anlam arıyordun, yanlış zilleri, yanlış kapıları çaldın, yanlış yollara saptın, yanlış insanları sevdin, yanlış yataklarda uyudun, yanlış evlerde yaşadın. Neden hayal ettiklerini, düşündüklerini bu kadar küçümsüyorsun? Bu soru çok basit gibi görünebilir, bazı insanlar bu soruyu belki hiç kendilerine sormayabilir ya da sormaktan kaçınabilir. Önemli olan bu sorulan sorunun hangi amaca hizmet ettiğidir.”…

Popularity: 4% [?]

Erikler Çiçek Açtı – Esat Mahmut KARAKURT

Posted by admin | Kitap Özetleri | Çarşamba 26 Mayıs 2010 13:53

1. KİTABIN KONUSU:
Bir Kurmay Binbaşının Hong Kong’a gönderilmesi ve burada başına gelen olaylar anlatılıyor.
2. KİTABIN ÖZETİ:
Bir kurmay binbaşı olan Orhan Bey, Hong Kong’ta meydana gelen terör olaylarından sonra Hong Kong’a gönderilir. Bindiği uçakta Madelena adında bir kadınla tanışır.
Bindikleri uçak, kötü hava şartlarından dolayı Şam’a zorunlu iniş yapar. Uçak Şam’a indiğinde bütün yolcular kendilerine bildirilen otele gitmek için uçağı terk eder.
Madelena bir uyuşturucu kaçakçısıdır ve Şam’da kaldıkları otelde Şam polisi tarafından tutuklanır. O ana kadar topal taklidi yapan kadının aslında topal olmadığı, bunu kendisini aciz göstermek için kullandığı anlaşılır.
Orhan Bey yoluna devam eder. Hong Kong’a vardığında onu bir İngiliz teğmeni karşılar ve kalacağı otele götürür.
Komünist bir örgüt Hong Kong’ta terör eylemleri yapmaktadır ve Orhan Bey de buradaki İngiliz ve Amerikan subayları ile birlikte bu örgütü çökertmek için çalışacaklardır.
Orhan Bey boş kalan zamanlarında sivil olarak gezer ve kendisini milyoner bir tüccar olarak tanıtır. Bu sayede bir kadınla tanışır ve samimi bir dostluk kurar. İsmi Çing Çung olan bu kadın evlidir ve oldukça zengindir. Zamanla Orhan Bey’e aşık olur. Orhan Bey’in tesadüfen tanıştığı bu kadın terörist örgütün patronu olan Pavlof’un karısıdır. Orhan Bey, Madam Çing Çung’u Hong Kong’un en zengin insanlarından biri, Madam Çing Çung da Orhan Bey’i zengin bir tüccar olarak tanımaktadır.

Madam Çing Çung Orhan Bey’in bir kurmay binbaşı olduğunu Pavlof’tan öğrenir.
Orhan Bey’in Hong Kong’taki bir aylık görevi sona erer ve Genelkurmay tarafından geri çağrılır. Pavlof, Orhan Bey’in ve diğer subayların ülkelerine dönüşte binecekleri uçağa bir bomba yerleştirdiğini diğer örgüt üyeleri ve Madam Çing Çung’un da bulunduğu gizli bir toplantıda açıklar. Bomba uçağın motorunun çalışmasından kısa bir süre sonra patlayacak biçimde ayarlanmıştır. Fakat Madam Çing Çung buna engel olur ve Orhan Bey ile uçakta bulunan diğer subayların hayatlarını kurtarır.
Romanın sonunda Pavlof öldürülür ve örgütü çökertilir. Madam Çing Çung yakalanır, fakat örgütün çökertilmesine yardımcı olduğu için affedilir. Orhan Bey ile Madam Çing Çung birbirlerine kavuşurlar ne roman sona erer.
3. ROMANIN ANA FİKRİ:
¨ Aşkın gücü insana herşeyi yaptırabilir. İnsan aşık olduğu kişi uğruna hayatını dahi tehlikeye atabilir.

4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Orhan Bey: Fazla yakışıklı olmayan fakat en ağır başlı kadınları bile etkileyebilen birisidir. Yalnız yaşamaktadır.
Madelena: Yirmi beş yirmi altı yaşlarında, mavi gözlü ve duygusal bir kadındır. Şam’da polisler tarafından yakalanana kadar topal numarası yapar, uyuşturucu kaçakçılığı yapar ve tanıştığı Orhan Bey’e aşık olur.
Madam Çing Çung: Koyu esmer yüzlü, lâcivert gözlü ve çok güzel bir kadındır. Terörist çetesinin patronunun karısıdır. Fakat daha sonra o da Orhan Bey’e aşık olur ve Orhan Bey’in hayatını kurtarır, çetenin çökertilmesini sağlar.
Pavlof: Hong Kong’taki terörist çetesinin elebaşısıdır. Kalın sesli, uzun siyah bıyıklı, esmer bir adamdır. Dağdaki gizli karargâhında toplantılar yapar ve kararlarını bu toplantılarda açıklar. Romanın sonunda yapılan bir operasyonla öldürülür.
Albay Thomson: Hong Kong’taki İngiliz Merkez Komutanlığının başındadır. Orhan Bey ve komutanlıktaki diğer subaylarla çetenin çökertilmesi için birlikte çalışırlar.

5. ROMAN HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

Kitapta olaylar bildiğimiz romanlardan daha değişik bir tarzda anlatılıyor. Anlatım belli bir kahramanın gözünden değilde, sanki dışarıdan bir kamerayla izleniyor gibidir. Belli bölümlerde tasvirlerin tekrarlanması bazen sıkıcı olabiliyor. Bu tür kitaplardan hoşlanan arkadaşlara tavsiye ederim.

6. Esat Mahmut KARAKURT HAKKINDA KISA BİLGİ:

1902 yılında İstanbul’da doğdu. Özellikle aşk ve serüven romanlarıyla tanınan yazar, Kadıköy Sultanisi’ni, İstanbul Diş Hekimliği Okulu’nu (1924) ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık, gazetecilik, Galatasaray Lisesi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı…

Popularity: 3% [?]

İnci’nin Maceraları – Orhan Kemal Özeti

Posted by admin | Kitap Özetleri | Çarşamba 26 Mayıs 2010 13:53

KONUSU: İnci ismindeki çocuğun, gerçek yaşam ile hayal dünyası arasındaki bağlantıyı kurmaya çalışması anlatılmaktadır.
ARKA KAPAK YAZISI:Türk edebiyatının en özgün ve gerçekçi yazarlarından olan Orhan Kemal yazdığı roman, oyun ve öykülerin hepsinde, yoksul, hayatla mücadele etmek zorunda olan, ama umudunu, yaşama sevincini kaybetmeyen insanlardan söz eder. İnci’nin Maceraları’ndaki sekiz öykü yine aynı dünyanın çocuklarını anlatıyor ve Orhan Kemal her zamanki gibi, yoksulluğun umudu ve insan sevgisini yok edemeyeceğine duyduğu inancı vurguluyor.
İnci’nin Maceraları – 1
Altı yaşında bir kız olan İnci’nin cezaevinden yeni çıkmış o-lan babası, kızının, üst kattaki doktorun kızı Berin ile arkadaşlık etmesini istememektedir. Hatta bir gün, Berin kendilerine gelip oyun oynamak için izin istediğinde, babası “Siz zenginsiniz, biz fakir, o nedenle kızım seninle oynayamaz” diyerek Berin’in kalbini de kırmıştı. O günden beri, Berin kendisi ile görüşmüyor, İnci’yi gördüğünde, “Kaba adamın kızı” diye laf atmaktadır. Zaten, babası geldiğinden beri, annesi de daha çok babası ile ile ilgilenmektedir. Bu nedenle İnci zaman zaman babasının ya ölmesini, ya da yeni­den hapse girmesini düşünüyordu.
Bir gece, annesi ile babası konuşurlarken, babasının kışlık paltosu olmadığı için, askeriye malı olan kabanı boyatıp giyeceği­ni, ancak bunun da suç olduğu için, yakalanırsa hapise girebilece­ğini öğrendi.
O günün sabahı, babası evden çıktıktan sonra, bin bir işve ve cilve ile annesinden babaannesine gitmek için izin isteyip alınca, kendisini hızla sokağa attı. Babaannesinin evlerinin karşısındaki eczanenin yanında nöbet beklemekte olan polisin yanına kadar koştu. Polisin yanına varınca, polisin bıyıklarından ürküp, “Babaannemgile gidiyorum” dedi.
İnci’nin Maceraları 2
İnci koşa koşa mutfaktaki annesinin yanına koşup, “Sürmeli doğurdu, hem de dört tane. İkisi siyah, ikisi beyaz, ayy ne güzel, ne gü­zeli” diye bağırdı. Annesi hiç oralı olmayıp, “Kes sesini” dedi. Traş olan dayısına koşup, aynı sözleri tekrarladı, dayısı bu esnada jileti biraz fazla kaçırıp yüzünü kesince İnci’ye bir tekme savurdu, ancak boşa gitti. İnci yılmadı, bu sefer de koşup aynı müjdeyi babasına söyledi. Babası biraz ilgilenir görünse de, sonra başından savdı. Halasına zaten hiç söyleyemezdi. Ne yapsın ? DÖn-dü,dolaştı yine Sürmeli kedinin yanma geldi. Bütün gün kedilerle uğraştı. 1944′ün o kıtlık yıllarında, içinde pek bir şey bulunmayan mutfaktan iki parça et, bir parça peynir aşırarak getirip, Sürmeli kediye yedirdi. Ancak, yine bir sefer Sürmeli ve yavrularına halasının mut­fağından peynir çalarken, halası yakaladı ve “Hırsızlık yaptığı için cehennemde yanacağını” söyleyince, İnci hüngür hüngür ağladı. Halası babasına şikayet edince, bîr güzel de dayak yedi. İnci’yi bekleyen Sürmeli, açlıktan gözü kararınca sağı solu araştırmaya çıktı. Mutfakta masanın üzerinde duran süt ve peyni­ri gördü, ama ne yaptıysa ulaşamadı. İnci’nin odasına gelip, mi-yavladı. İnci ne yaptıysa bir yolunu bulup, Sürmeli’ye yiyecek veremedi.
Sabahleyin, Sürmeli’nin açlıktan yavrularını yediği için, yer­deki kalıntıları gören Halasının cıyaklaması ile koşan İnci, olanları görünce öyle bir ağlamaya başladı ki, sokağın öbür başında otu­ranlar dahi, bu evde “cenaze mi var?” diyerek toplandılar.
İnci bir yandan babasının kucağından ağlıyor, diğer yandan da halası için “Allah onu cehennemde yakar inşallah” diyordu.
İnci’nin Maceraları 3- İnci’nin Babası:
İnci’nin babası, çalıştığı iş yerinden bir onur meselesi yüzün­den ayrılmak zorunda kalınca, günlerce iş aradı, ancak bulamadı. İş bulurum umudu ile, orta Anadolu’da dokuma fabrikası olan bir ile göçtüler. Babası burada da ne yaptı, ne etti ise bir işe giremedi. Son umut, bir avukat yazıhanesine kâtiplik için başvurdu. Ancak, avukat önce iş verir gibi yaptıysa da, sonra vazgeçince, babası boynu bükük bir şekilde eve döndü. Hanımına durumu anlatınca, kadıncağız yeniden geldikleri yere dönmek için eşyaları toplama­ya başladı. İnci bu arada babasına sokulup, “Avukat iş verdi mi babacığım?” diye sordu. Babasından olumsuz cevabı alınca, “Hiç iş bulamazsak ne olacağız7″ diye b\r kere daha sordu. Babası “Ölece­ğiz” deyince, annesine dönüp Anne be, babam öleceğiz diyor, ben ölmek istemiyorum’.” diye haykırdı.
Annesi, ocağın kenarına başını dayamış, düşünüyordu.
İnci’nin Maceraları 4- Düşman:
Komşu kızının kendilerine “Pisler” demesine içerleyen İnci ve arkadaşları, İnci’nin talimatlarını bir bir yerine getiriyor, düş­manın gelip gelmediği konusunda, durmadan İnci’ye raporlar sunuyorlardı. İnci de bir kumandan gibi arkadaşları Ender ve Onur7 a emirler yağdırıyordu. Bu arada yoldan geçen ve “Sülük” diye bağıran, Sülükçü’yü taş yağmuruna tuttular. Annesi, sesleri duyup çıkınca, “Hiçbir şey yapmıyorum, uslu uslu oturuyorum” dedi. Annesi içeri girince de, “Tehlike savuştu” dercesine bakarak tekrar arkadaşlarının yanına koştu.
Bir avukatın çocuğu olan Fikret, hızlı bir şekilde bisikletini sürerken, sokaklarda gezen Tarzan Kemal isimli çocuğa az biraz çarpar. İlk önce didişmeye ve ağız dalaşma giren iki çocuk, biraz sonra ise kırk yıllık dost gibi olur ve birlikte yürümeye başlarlar. Tam bu esnada, Fikret’in avukat olan babası spor araba ile yanla­rında durur ve çocuğunu, “Sokak çocukları ile mi arkadaşlık yapıyor­sun?” diyerek azarlar. Fikret, babasının bu hareketine bozulsa da, dediğini yapmak zorunda olduğu için üzülmüştür. Tarzan Ke­mal’e “Senin yerinde olmak isterdim” deyince, arkadaşı da ona şun­ları söyler: “Yok canım, imrenilecek bir şey değil. Ben çoğu günler aç gezerim. Oysa sen tereyağı, reçel, daha neler nelerlel kahvaltı yapıyorsun. Kuvvetli güneş tam tepelerindeydi. İkisi de başka başka yer­lere bakıyorlardı.
Bir Öksüz Kız:
Nur, Kız Meslek Lisesi dördüncü sınıfta okumaktadır. O gün, eve gözleri kıpkırmızı olarak gelir. Sebebi ise, sınıf arkadaşı Öksüz Münevver’in, babasını da kaybetmiş olmasıdır. Bu durum evde yemek masasında da konuşulur. Büyük ablası zalim, ağabe­yi duyarsız, annesi sessizdir. Sadece, babası konuya duyarlı yak­laşmış, gerekirse kızcağızı, alt kattaki bir odada barındırabilecek­lerini söylemiştir. Bu sefer de sessiz duran anne, “babanın niyeti başka” diyerek bu hayırlı işe engel olur. Nur, “hepinizin canı cehen­neme” diyerek çıkıp odasına kapanır.
Çocuk Ali:
Köyde, yakılan bir ateş, ormanı tutuşturunca, epeyce ağaç yanmıştı. Ceza az olsun diye, suçlu olarak on iki yaşındaki Ali’yi gösterdiler. Yaşı küçük diye on beş gün hapis cezası aldı. Cezae­vine götürdüler. Ali, hasat zamanı olduğu halde, bir yığın yetişkin erkeğin burada boş boş oturup, gezmelerinin sebebini çözemiyordu. Bir yandan, hapse girecek kadar büyüdüğü için gururlanıyor, diğer taraftan da yalnız kalan anacığına yardımcı olamadığı İçin üzülüyordu…

Popularity: 4% [?]

Sonraki Sayfa »