Bizim Gizli Bahçemizden(Nermin Bezmen) ÖZET

Posted by admin | Kitap Özetleri | Pazartesi 1 Şubat 2010 16:29

“Sık sık sorardın ‘Bizi ne zaman yazacaksın sevgilim?’ diye. Ben de ‘Daha vakit var birtanem’ derdim. ‘Daha yaşayacak çok şeyimiz var. İleride hepsini yazacağım.’ İleride? Neydi ki beklediğim? Sınırsız zamanda o bilinemez kestirilemez ömrün zamanında neyi beklemiştim ki?
Bak işte şimdi yazıyorum canım benim. Demek kendiliğinden gelmiş kapıma zamanı; seni beni bizi yazdırmak için.
Bana ait değilmiş belirlemek ne zaman yazacağımı.
Sen dümeni ele aldın yine açık denizlerde olduğu gibi…”
Sevilenin ardından yazılmış uzun bir mektup mu bu kitap?
Yoksa bir hatırat mı?
Otuz dört buçuk sene sürmüş bir tutkunun romanı mı?
Yoksa dayanılmaz bir özlemin İzmir’de günbatımı renkleriyle bezenmiş şiiri mi?
Bazı bazı tek bir paragrafta koca bir evliliği anlatıyor bu kitap.
Ama daha çok cesur bir aşk hikâyesini; yazar Nermin Bezmen’in yakın zamanda kaybettiği sevgili kocası Pamir Bezmen’le tanışmalarını ve aşklarını anlatıyor… Sevilenin ardından açılan yarayı ustası olduğu kalemiyle sarıyor Nermin Bezmen.
Dünü bugüne taşı—rütük—..

Popularity: 8% [?]

EYLÜL ÖZETİ

Posted by admin | Kitap Özetleri | Pazartesi 1 Şubat 2010 16:28

KİTABIN ADI: EYLÜL
KİTABIN YAZARI: MEHMET RAUF
YAYIN EVİ VE ADRESİ: HİLMİ KİTABEVİ
BASIM YILI: 1946

1. KİTABIN KONUSU:

Süreyya ve onun karısı Suat ve akrabaları olan Necip Bey ile aralarında geçen olayları anlatmaktadır.

2.KİTABIN ÖZETİ:

Süreyya ve karısı Suat’ la birlikte babasının evinde oturmaktadır. Ama bu halden memnun değildirler. Babası hem yaşlı, hem dediği dediktir. Onun yüzünden her yaz bir tane taş ocağına benzeyen köye gelirler ve orada sıkıntıdan patlarlar. Suat bu arada başka olaylardan da sıkılmaktadır. Suat’ ın kardeşi Hacer akrabası olan Necip Bey’ le gönül eğlendirmektedir. Hacer evli ve eşi de onun için herşeyini verecek nitelikte bir eştir. Daha sonraları Suat ile Süreyya birlikte mutlu bir şekilde yaşayabilmenin yolunu aramışlar ve bulmuşlardır. Suat Hanım gizlice babasından para isteyip eşi için bir yalı kiralar. Kocası bu duruma çok sevinir.

Necip de hem dostarı hemde akrabaları olarak Suat ve Süreyya’ nın yanına gelir. Süreyya için yelkenle gezmek ve balık tutmak vazgeçilmez bir zevktir. Süreyya bu alışkanlıklarını sürdürürken Suat da Necip’le birlikte piyano çalmaktadır.

Başbaşa geçen bu uzun yaz tatilinin sonlarında Necip Bey birşeylerin olduğunu, Suat Hanım’a aşık olduğunu anlar. Bu durumdan kurtulmaya çalışsada başarılı olamaz. Sonunda çare olarak onların yanından ayrılmaya karar verir. Giderkende Suat’ın eldivenlerinden bir tanesini izinsiz olarak hatıra olması için alır.

Daha sonraları Necip’in tifoya tutulduğu öğrenilir. Süreyya ve Suat buna çok üzülürler. Tehlike devresi geçince Necip’in yanına giderler. Necip hastalığın etkisiyle sinir yorgunluğu içerisindedir. Hacer Necip’in hastalığı sırasında yanında bulunmuş ve o sıralarda Necip’in kendiden geçmiş olduğu zamanda yastığının altından bir bayan eldiveni bulmuştur. Hep birlikte hasta hakkında konuşurlarken Necip’in annesi eldiveni gösterir. Suat kendi eldivenini görünce şok olur ve olayı anlar fakat kimseye sezdirmez. O sırada Necip’te sapsarı olur utancından ve çaresizliğinden ne yapacağını bilemez.

Necip hastalıktan sonraki iyileşme devresini yalıda geçirilmek üzere mecbur edilir. Halbuki O, onlardan kaçmak için uğraşmaktadır.

Bir yaz sessiz ve olaysız bir şekilde geçmiştir. Eylül gelince Süreyya konağa gider. Bu gidiş beklenen bir gidiş değildir. Suat bu duruma anlam veremez. Daha gitmeden önce kışı bile beraber geçireceklerini söylemiştir. Ama Süreyya birşeyleri sezmiş olup, o yüzden gitmiştir.

Konağa geri dönülür. Necip artık eskisi kadar yalıya gelmemektedir. Hele Hacer’in davranışları , onların her bakışlarından anlam çıkarmaya çalışan tavrı her ikisini de deliye döndürür. Birbirlerini buldukları anda , ister istemez kaybedeceklerdir. Suat kendisinden kalan , Necip’in aldığı eldivenin diğerini de verir. Bunun sebebi ise artık hayatın Suat için yaşamaya değer bir tarafı kalmamasıdır.

O gece konakta yangın çıkar.Herkesi bir telaş ve korku alıp götürür. Canlarını zor kurtarırlar. Ama Suat ortalıklarda yoktur. Süreyya alevlerin içine doğru Suat diye inlemektedir. Ama cesaret edemez. Necip bir haykırışla içeriye fırlar . Her ikisi de çöken tavanın altında can verirler.

3.KİTABIN ANA FİKRİ:

Her ikisi de evli olan kişilerin ellerinde olmadan , bir arada bulundukları sürede birbirlerine , eşlerinden habersiz yakınkaşmaları ve aralarındaki yasak aşkı anlatmaktadır.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :

Suat : Kocası Süreyya ile mutlu bir evlilik sürdürürken Necip Bey’e aşık olur.

Necip : Akrabaları olan Süreyya ve Suat’ın yanına gelip , Suat’a aşık olan bir adamdır.

Süreyya : Suat’ın kocasıdır. Onun için yelkenle gezmek ve balık tutmak vazgeçilmez bir zevktir.

Hacer : Suat’ın kardeşi ve Necip ile gönül eğlendiren bir kadındır.

5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞ:

Kitap, psikolojik bir roman olup, ruhsal çözümlemelerde çok başarılı bir çalışma sergilemiştir. Şahısların ruh hallerini çok iyİ bir şekilde okuyucuya aktarmaktadır. Yalnız biraz ağır olduğu için okurken zorluk çekilmekte ve bu yüzden biraz da okuyucuyu sıkmaktadır.

6.YAZAR HAKKINDA BİLGİ:

Mehmet Rauf, İstanbul’da doğdu. Soğuk Çeşme Askeri Rüştiye’sini ve Bahriye Mektebi!ni bitirdi. Bir süre subaylık yaptıktan sonra, 2. Meşrutiyet’in ilanından sonra bu görevinden ayrıldı. Hayatını yazarlıkla kazanmaya başladı. 1923’ ten sonra da ticaretle uğraşmaya başladı. Küçük yaşlarda iken edebiyata merak sarmıştı. Birçok eser yazdı,çeviri yaptı. Servet-I Fünun hareketine katıldı.

Popularity: 2% [?]

KAŞAĞI ÖZETİ

Posted by admin | Kitap Özetleri | Pazartesi 1 Şubat 2010 16:26

KİTABIN ADI : KAŞAĞI
KİTABIN YAZARI :ÖMER SEYFETTİN
YAYIN EVİ VE ADRESİ: ŞAFAK YAYIN EVİ İSTANBUL
BASIM YILI :1997

1. KİTABIN KONUSU: Kardeşine iftira atıp, onun ölümünden sonra vicdan acabıyla yanıp tutuşan bir çocuğun dramı anlatılmaktadır.
2. KİTABIN ÖZETİ: Annesi, İstanbul’a gittiği için kendisinden bir yaş küçük olan kardeşi Hasan’la artık Dadaruh’un yanından hiç ayrılmaz. Bu, babasının seyisi, yaşlı bir adamdır. En sevdikleri şey atlardır. Dadaruh’la birlikte onları suya götürmek, çıplak sırtlarına binmek, onlar için çok zevklidir.Torbalara arpa koymak, yemliklere ot doldurmak, gübreleri kaldırmak eğlenceli bir oyundan daha çok hoşlarına gider. Dadaruh eline kaşağıyı alıp işe başladı mı, tıkı… tık… tıkı… tık… tıpkı bir saat gibi… yerinde duramaz, bunu gören küçük çocuk ben de yapacağım! diye tutturur.
O vakit Dadaruh, onu Tosun’un sırtına koyar, eline kaşağıyı verir,
- Hadi yap! Der.
Bu demir gereci hayvanın üstüne sürter, ama o uyumlu tıkırtıyı çıkaramazdı.
Her sabah ahıra gelir gelmez,
- Dadaruh, tımarı ben yapacağım, der.Ama adam izin vermez ancak boyu at kadar olunca yapabileceğini söyler.Boyu atın karnına bile varmıyordu. Oysa en keyifli, en eğlenceli şey buydu. Sanki kaşağının düzenli tıkırtısı Tosun’un hoşuna gidiyor, kulaklarını kısıyor, kuyruğunu kocaman bir püskül gibi sallıyordu. Tam tımar biteceğine yakın huysuzlanır, o zaman Dadaruh, “Höyt..” diye sağrısına bir tokat indirir, sonra öteki atları tımara başlardı.Bir gün yalnız başına kalır. Hasan’la Dadaruh dere kenarına inmişlerdi. İçimde bir tımar etmek hırsı uyanır. Kaşağıyı arar, bulamaz. Annesinin bir hafta önce İstanbul’dan gönderdiği armağanlar içinden çıkan fakfon kaşağı, pırıl pırıl parlıyordu. Hemen alıp, Tosun’un yanına koşar, karnına sürtmek ister fakat rahat durmaz.
- Sanırım acıtıyor? Diye düşünür.
Gümüş gibi parlayan bu güzel kaşağının dişlerine bakar. Çok keskin, çok sivridir. Biraz köreltmek için duvarın taşlarına sürtmeye başlar. Dişleri bozulunca yeniden dener. Gene atların hiçbiri durmaz ve kızar. Öfkesini sanki kaşağıdan çıkarmak ister. On adım ilerdeki çeşmeye koşar. Kaşağıyı yalağın taşına koyup yerden kaldırabildiği en ağır bir taş bularak üstüne hızlı hızlı indirmeye başlar. İstanbul’dan gelen, üstelik Dadaruh’un kullanmaya kıyamadığı bu güzel kaşağıyı ezip, parçalar. Sonra yalağın içine atar. Babası çeşmeye bakarken, yalağın içinde kırılmış kaşağıyı görür; Dadaruh’a yanına çağırınca çok korkar. Dadaruh şaşırır, kırılmış kaşağı ortaya çıkınca, babası bunu kimin yaptığını sorar.Dadaruh,
- Bilmiyorum, der.
Babasının gözleri ona döner, daha bir şey sormadan, çocuk kaşağıyı kardeşi Hasan’ın kırdığını söyler. “Dadaruh uyurken odaya girdi. Sandıktan aldı. Sonra yalağın taşında ezdi” der.
Babası Hasan’I çağırır.
-Bu kaşağıyı niye kırdın?diye sorar.
Hasan, Dadaruh’un elinde duran alete şaşkın şaşkın baktıp, sarı saçlı başını sarsarak,
- Ben kırmadım, der.
- Doğru söyle, darılmayacağım. Yalan çok kötüdür, der babası. Hasan inkârda direnir. Baba öfkelenir. Üzerine yürür “Utanmaz yalancı” diye yüzüne bir tokat indirir.
- Götür bunu eve; sakın bunu bir daha buraya sokma. Hep Pervin’le otursun! diye haykırır.
Artık ahırda hep yalnız oynar. Hasan eve hapsedilir. Annesi geldikten sonra da bağışlanmaz.Annesi onun iftira atabileceğine hiç ihtimal vermez.
Ertesi yıl anne, yazın gene İstanbul’a gider.Hasan’a ahır hâlâ yasaktır. Bir gün birdenbire hastalandı. Doktor “Kuşpalazı” der. Babası yatağın başucundan hiç ayrılmaz.Hizmetçi kardeşinin öleceğini söyler ve çocuk ağlamaya başlar.Gece uyuyamaz, uykuya dalar dalmaz Hasan’ın hayali gözünün önüne gelir “İftiracı! İftiracı!” diye karşısında ağlar.Pervin’i uyandırır. Hasan’ın yanına gitmek istediğini ve babasına bir şey söylemek istediğini söyler.Yarın söylersin, der.Sabaha kadar gene gözlerini kapayamaz. Hava henüz ağarırken Pervin’i uyandırır.Ama zavallı suçsuz kardeşi, o gece ölmüştür.

3.KİTABIN ANA FİKRİ: Yalan söylemek kötü bir alışkanlıktır.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARI DEĞERLENDİRİLMESİ:
Büyük çocuk: Hasan’ın abisidir.babasından çok korkar.Atları çok sever.
Hasan :Küçük kardeştir.O da babasından çok korkar ve atları çok sever.Geçirdiği hastalık ölümüne sebep olur.
Dadaruh: Evin seyisidir. Bütün zamanını atlarla geçirmekyen çok zevk alır.İki çocuğu da çok sever.
Pervin: Evin hizmetçisidir. Çok yumuşak kalplidir ve herşeyi açıkça söyler.Bir o kadar da sulugözdür.
Baba: Çocuklarının üzerinde büyük bir otorite sahibidir. Çocukları onu çok sever ama ondan çok korkarlar.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Yazar olayları ve yer betimlemelerini çok güzel ve yerinde yapmıştır.Akıcılığı sağlamış, okuyucuyu sıkmadan akıcı bir şekilde okuyabilmesi için bütün imkan ve kabiliyetlerini sergilemiştir.

6.YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ: Ömer Seyfettin, yazı ve öyküleriyle dilde sadeleşme hareketinin öncülüğünü yaparak yeni bir edebiyat akımının oluşumunu sağlayıp, Türk öykücülüğünde kısa öykü türünün dil, anlatım tekniği ile tematik yönden ilk özgün örneklerini vermiştir. Aynı zamanda ulusal edebiyat akımını başlatan yazarlardan olan Ömer Seyfettin 28 Şubat 1884′te Gönen’de doğdu. Öğrenimine, dört yaşında iken, Gönen Mahalle Mektebi’nde başladı. Ailesiyle birlikte İstanbul’a gelince (1892), ilköğrenimini özel bir okul olan Aksaray’daki Mekteb-i Osmani’da sürdürdü. Babasının isteği üzerine, Eyüp baytar Rüştiyesi’nin subay çocuklarına özgü bölümüne yatılı olarak yazıldı (1893). Buradaki eğitiminden sonra (1896), Edirne Askeri İdadisi’ni (1900) ve İstanbul Mekteb-i Harbiye’yi bitirdi. 22 Ağustos 1903′te piyade teğmeni rütbesiyle mezun oldu. Ziya Gökalp ve arkadaşlarının çıkardıkları “Genç Kalemler” dergisinin kadrosuna katıldı. Balkan Savaşı’nın başlaması üzerine, yeniden orduya çağrıldı (14 Eylül 1914). Kısa bir süre “Türk Sözü” dergisinin başyazarlığını yaptı. lan Calibe Hanım’la evlendi (1915). Eylül 1918′de eşinden ayrıldı. 6 mart 1920′de kaldırıldığı Haydarpaşa Hastanesi’nde şeker hastalığından öldü. Kadıköy Kuşdili’ndeki Mahmut Baba Türbesi mezarlığına gömüldü. 1939′da, kemikleri Zincirlikuyu Mezarlığı’ndaki Asri Mezarlık’a taşındı.

ESERLERİ:
Romanları:
Yaşadığı yıllarda yayınlanan üç romanı ( Ashab-ı Kehfimiz, Efruz Bey, Yalnız Efe, 1919) onun bu alanda yarım kalmış denemeleri olarak sayılır.
“Fantezi roman” olarak nitelendirilen Efruz Bey; 1908′den Mütareke yıllarına kadarki süreci, aydın kişilerin eleştirisi ekseninde yansıtır. Dönemin aydın hastalıklarını, siyasi akımların yanlış yönsemelerini toplumsal eleştiri bağlamında, yeni bir roman tekniğiyle verir.
Yarın kalan romanı Yalnız Efe, destansı bir nitelik taşır. Konusunu bir halk menkıbesinden almıştır. Dönemin toplumsal ortamında, yapılan haksızlıklara başkaldırarak silahlanıp dağa çıkan -kız kahraman- Yalnız Efe’nin kişiliğinde Türk halkanın direnme gücünü göstermeye çalışmıştır.

YAPITLARI:
Öykü: Harem, (u.ö.), 1918; Yüksek Ökçeler, (ö.s.), 1923; Gizli Mabet, (ö.s.), 1923; bahar ve Kelebekler, (ö.s.), 1927.
Bütün Eserleri, temalarına göre bir araya getirilen basım: Efruz Bey, 1970; kahramanlar, 1970; bomba, 1970; Harem, 1970; Yüksek Ökçeler, 1970; Yüzakı, 1970; Yalnız Efe, 1970; Falaka, 1970; Aşk Dalgası, 1970; Beyaz Lale, 1970; Gizli Mabet, 1970.

Popularity: 100% [?]

Dünyayı Değiştiren 50 Savaş

Posted by admin | Tarih Kitapları | Pazartesi 1 Şubat 2010 16:23
William Weir; Çeviren: Mehmet Mesud Usta
Etkileşim Yayınları;
İstanbul, 2010, 14 x 20 cm, 432 sayfa, Türkçe, Karton Kapak.
ISBN No: 9789752697621

‘Dünyayı Değiştiren 50 Savaş’ isimli bu kitapta, yazarın dünya tarihinde çok büyük izler bıraktığına inandığı savaşlar belgesel tadında bir bakışla sunuluyor. Günümüzün modern dünyasıyla ilişkisine göre belli bir sıraya konulan bu savaşlar kadim geçmişten günümüze kadar uzanıyor ve savaşlar tarihi karış karış ele alınıyor. Diğer yandan bu kitap medeniyetlerin bugünkü haliyle şekillenmesinde etkili olan savaşlarda kullanılan askerî stratejilerden çok fazla bahsetmiyor.

Kitapta Amerikan Devrimi’nin ölü doğmasının önüne geçen Bunker Hill ve dünyanın demokrasi deneyiminin yaşamasına imkân tanıyan Marathon gibi savaşların yanı sıra, Batı Medeniyeti’nin hakim güç haline gelmesine kapı aralayan ve Amerika kıtasının keşfedilmesine zemin hazırlayan Hindistan’ın Diu limanındaki donanma savaşından İslam’ın Fas’tan Filipinlere kadar yayılmasını mümkün kılan Yermuk Savaşı gibi savaşlardan da bahsediliyor.

Aslında tüm savaşlar insanlığa ait dramatik olaylardır. Bu olayların bir kısmında tarihin en ilginç karakterlerinin de başkahraman olduğunu göreceksiniz. Roma İmparatorluğu’nu yeniden fetheden bir zamanların çekingen kölesi Narses, Osmanlı deniz güçlerini İnebahtı’da durduran Avusturya’lı Don Juan, İspanyol filosunu Manila Körfezi’nde batıran ve Alman İmparatoru’na meydan okuyan George Dewey bu ilginç karakterlerdendir.

‘Dünyayı Değiştiren 50 Savaş’ isimli bu kitapta tarihin en büyük ve en önemli savaşlarında kimlerin yer aldığını, kimlerin kazanıp kimlerin nasıl kaybettiğini okuyacaksınız.

Popularity: 2% [?]

Dışişlerinde 40 Yıl 2 Ay 21 Gün

Posted by admin | Tarih Kitapları | Pazartesi 1 Şubat 2010 16:23
Erdil Akay
Erko Yayıncılık;
İstanbul, 2010, 14 x 20 cm, 240 sayfa, Türkçe, Karton Kapak.
ISBN No: 9789944338943

 

 

22 Ekim 1936′da, babası Atina-Pire Başkonsolosu iken, Pire’de doğdu.1954′de Galatasaray Lisesinden,1959′da A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezun olduktan sonra 31 Aralık 1959′da Dışişleri Bakanlığına girdi.

Bu anı kitabında, emekli Büyükelçi Erdil Akay 1959 Eylül ayında açılan sınav sonuçu Dışişleri Bakanlığında 31 Aralık 1959 tarihinden itibaren 7 Ekim 1977 tarihinde dönemin Cumhurbaşkanı Fahri S. Korutürk’ün Özel Kalem Müdürlüğüne atanmasına kadarki yıllara ait anı ve gözlemlerini anlatmaktadır.

Bu onyedi yıl Bakanlığa girişinden Washington’daki Büyükelçiliğimize atanmasına kadarki yılları; Merkezden ilk dış sürekli dış görevi olan Washington’daki üçbuçuk yılını; ardından rotasyon uyarınca atandığı Delhi’deki iki yılını; bu ilk dış görev turundan döndüğü Merkez’de Şube Müdürü ve Bakan Özel Müşavir Yardımcısı olarak geçirdiği iki yılını içermektedir.

Erdil Akay bu yıllarını “Çıraklık” olarak değerlendirmiştir.Bu “Çıraklık Yıllarını”, ikinci dış görev turunda önce Brüksel’deki KAAÖ (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü NATO) Genel Yazmanlığı Siyasî Dairesinde siyasî danışman ünvanı ile çalıştığı iki yıl üç ay; bunun ardından Büyükelçilik Müsteşarı/Daimî Temsilci Yardımcısı olarak görevlendirildiği Strazburg’daki Avrupa Konseyi nezdindeki Daimî Temsilciliğimizdeki iki yıl sekiz ay; bu ikinci dış görev turundan Merkeze dönüşünde Daire Başkan Vekili olarak çalıştığı bir yılı biraz aşkın süre ve bunun ardından Çankaya’daki görevine atanmasına kadarki dönem izlemektedir. Erdil Akay bu yıllarını “Kalfalık” olarak değerlendirmiştir.

Bu anılar Dışişleri Meslek Memurluğunun bazı çevrelerce iddia edilmesinin aksine pek “Monşerler’in” işi olmadığını sanırım ortaya koymaktadır. Takdir, bittabi okuyucunundur.

Popularity: 4% [?]

Sarıkamış Hikayeleri

Posted by admin | Tarih Kitapları | Pazartesi 1 Şubat 2010 16:22

Arif Akpınar
Muştu Yayınları;
İstanbul, 2010, 14 x 20 cm, 138 sayfa, Türkçe, Karton Kapak.
ISBN No: 6055886271

İsimsiz kahramanların; vatan, bayrak, özgürlük için gerçekleştirdiği destansı var olma mücadelesinin adıdır Sarıkamış. Binlerce Türk askeri Allahüekber Dağları’nda, soğuk hava, açlık ve tifo salgını gibi nedenlerle şehit düşmüş, tarihin bu acılı sayfası hafızalara, türkü ve ağıtlarla mühür vurmuştur.Türk askerinin, Allahüekber Dağları’nı aşarken yaşadığı acı dolu hadiseler ve cephe gerisindeki masum insanların yaşadığı hüzünlü ve ibret yüklü olaylar, Arif Akpınar’ın usta kaleminden günümüze taşınıyor. Yazarın da bir Sarıkamış mağduru olması okuduklarımıza farklı bir anlam katarken, Allahüekber Dağları’nda buz tutan uzak ve unutulmuş insan hikâyeleri, sürgün çiçekler gibi düşüyor gönlümüze.

Popularity: 81% [?]

Osmanlı İmparatorluğu’nda Askeri İsyanlar ve Darbeler

Posted by admin | Tarih Kitapları | Pazartesi 1 Şubat 2010 16:21

Cumhuriyet döneminde demokrasinin işleyişi sık sık darbelerle kesildi. Aslında bu bizim eski bir geleneğimiz. Osmanlı İmparatorluğu’nda askeri isyanlar ve darbeler, Fatih Sultan Mehmed’in ilk hükümdarlığı zamanında 1446 Buçuktepe İsyanı ile başlar ve 1913′teki Bâbıâli baskınıyla sona erer. Neredeyse Fatih Sultan Mehmed’den sonra isyanla yüzleşmeyen Osmanlı padişahı yok gibidir.36 Osmanlı padişahından 12′sinin isyan ve darbeyle tahtını kaybettiği gözönüne alındığında durumun vahameti daha iyi anlaşılır.

Günlerce, hatta aylarca devam eden isyanlar İstanbul halkına korkulu günler yaşatıyor, günlük hayat tamamen felç oluyordu. İsyanlar zaman zaman o kadar ileri boyutlara ulaşıyordu ki, bazen devlet adamlarının cesetleri köpeklere yem ediliyor, bazen sadrazamların kelleleri alınıyor, bazen de padişahlar acımasızca katlediliyorlardı.

(Tanıtım Bülteninden)

Popularity: -1% [?]

´Ne Yapmalı´cılar Kitabı

Posted by admin | Sosyoloji Kitapları | Pazartesi 1 Şubat 2010 16:20
Kemal Okuyan
Yazılama Yayınları;
İstanbul, 2008, 14 x 20 cm, 312 sayfa, Türkçe, Karton Kapak.
ISBN No: 9786055892029

Neredeyse 15 yıl oldu bu kitap basılalı. Leninizmin marksizme kattıkları içerisinde kimileri için en tartışmalı, kimileri için en önemli değer ‘öncülük teorisi’. Okuyan, kitabın 5. baskısı için bazı notlar da düşmüş, ‘bunlar benim bir okur olarak kitabın yazarıyla kurduğum ilişki olarak görülebilir’ diyor.

Kitap, yazıldığı sırada gündemde olan bazı tartışmalara yer verse de, güncelliğini yitirmeyecek önemli kuramsal sorunları ele alıyor. Marx’tan bu yana işçi sınıfının siyasal örgütlenmesine ilişkin geliştirilen tezlerle ve bütün bu süreçte Lenin’in oynadığı rolle ilgilenen Okuyan’ın ‘İşçi Sınıfını Yalnız mı Bırakmalı? ‘ ile başlayan 17 bölümlük kitabı ‘Ne Yapmalı’nın Alternatifi Var mı? ‘ ile bitiyor.

On yıllardır marksist kuramcılar arasındaki tartışmalarda kilit roller üstlenmiş olan iradecilik, determinizm, özne-nesne ilişkisi, devrimci durum, merkeziyetçilik gibi kavram ve sorunların özgün ama aynı zamanda ortodoks bir yaklaşımla incelendiği ‘Ne Yapmalı’cılar Kitabı’nda yeni kimi tartışma başlıklarının da ortaya çıktığını söylemek mümkün.

Yazarın özellikle işçi sınıfı partilerinin örgütsel yapısına ilişkin söyledikleri, zamanında eleştiri konusu yapılmıştı. ‘Şimdi olsa elbette başka türlü yazardım’ diyen Okuyan, temel tezlerinin hepsinin arkasında durduğunu ve çalışmayı bir ‘katkı’ olarak gördüğünü belirtirken 2008′de düştüğü notlarla kimi konulara daha fazla açıklık getirdiğini de söylüyor.

(Tanıtım Yazısından)

Popularity: 7% [?]

… Ve Bulgarlar Geldi Batı Trakya’da Teneke ile Alarm

Posted by admin | Sosyoloji Kitapları | Pazartesi 1 Şubat 2010 16:18
Kemal Şevket Batıbey
Boğaziçi Yayınları;
İstanbul, 1. baskı, 15.5 x 23.5 cm., 204 sayfa, Türkçe, Karton kapak.
ISBN No: 9754511918

Batı Trakya Türkleri, Türkiye’nin ‘Güvenlik Çevresinin’ en kıymetli unsurudur. Bunu bildikleri için de, Bulgarlar Batı Trakya Türklerine düşmandırlar. Bunun ayrıca, iki sebebi daha vardır.1913′de Batı Trakya Türkleri Bağımsız bir Türk Cumhuriyeti kurmuşlardıır. İkincisi 1919 plebisitinde Bulgarları istememişlerdir.

Daha düne kadar Jivkof ismi Türk kasabının idaresindeki Bulgaristan’ın, ‘Sınırlarımız dahilinde Türk yoktur.’

Bu kitap bu dramı bütün acıklı yanlarıyla ortaya koymaktadır.

(Arka Kapak)

Popularity: 85% [?]

Guatr ve Tiroid Rehberi

Posted by admin | Sağlık / Tıp Kitapları | Pazartesi 1 Şubat 2010 16:15
Metin Özata
Gürer Yayınları;
İstanbul, 2010, 14 x 20 cm, 78 sayfa, Türkçe, Karton Kapak.
ISBN No: 9786055785246

Türkiye’de her 100 kişiden 30′unda tiroid bezi büyümesi (guatr) olduğu düşünülüyor. Hashimoto, hipotiroidi, hipertiroidi, Nodüler Guatr gibi tiroid hastalıkları da ülkemizde sıkça görülüyor.50 yaşın üzerindeki her 5 kadından birinin tiroid hastası olduğu hesaplanıyor. Ülkemizin önde gelen endokrinoloji ve metabolizma uzmanı Prof. Dr. Metin Özata, bu kitapta, tiroid bezinin doğru çalışmaması sonucu meydana gelen rahatsızlıkları, tedavi yöntemlerini, korunma yollarını, herkesin anlayabileceği bir dille anlatıyor. Bir tiroid uzmanından başucu kitabı…

Popularity: 3% [?]

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »