Sevimli Çizgilerin Sevecen Babası

Posted by admin | Güncel Haberler | Perşembe 25 Şubat 2010 15:00

Kültür ve sanata ciddi katkı sağlamış değerli ustaların birikimini geniş kitlelere sunma amacını taşıyan “Yaşayanlara Saygı” programına bu ay Vehip Sinan konuk oluyor.

Sevimli Çizgilerin Sevecen Babası: Vehip Sinan

Kültür ve sanata ciddi katkı sağlamış değerli ustaların birikimini geniş kitlelere sunma amacını taşıyan “Yaşayanlara Saygı” programına bu ay Vehip Sinan konuk oluyor. İBB Kültür A.Ş tarafından düzenlenen programda usta karikatür sanatçısı Vehip Sinan, dostları ve sevenleriyle Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde buluşacak…

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş tarafından Nesil Yayınları’nın katkılarıyla düzenlenen “Yaşayanlara Saygı: Sevimli Çizgilerin Sevecen Babası Vehip Sinan” başlıklı etkinlik 27 Şubat 2010 Cumartesi günü saat: 15.00′de Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek.

Mizah tutkunlarının “Topuz” karakteriyle aşina olduğu Vehip Sinan günlük siyasi karikatürleri ve çizgi romanlarıyla çizgi sanatına 60 yıl boyunca önemli katkı sağlamıştır. Kalabalıklardan uzakta mütevazi bir hayatı tercih eden basın dünyasının usta kalemi Vehip Sinan onuruna düzenlenen programda açık oturum, belgesel film gösterimi, fuayede açılacak olan sergi ile birlikte sevenlerinin hatıralarını paylaşacağı konuşmalar yer alıyor.

Açılış konuşmalarıyla başlayacak olan programda, yönetmenliğini Ahmet Ünal’ın yaptığı “belgesel film” gösteriminin ardından açık oturuma geçilecek.

Yavuz Bahadıroğlu’nun yönettiği açık oturumda Kültür Eski Bakanı İsmail Kahraman, tarihçi-yazar Can Alpgüvenç, Fatih Üniversitesi öğretim görevlisi Adem Güneş, gazeteci-yazar Mehmet Ali Bulut konuşmacı olarak yer alacak.

“Hatıralar – Düşünceler” bölümünde Mehmed Fırıncı, gazeteci – yazar Mehmet Şevki Eygi, psikiyatrist Prof. Dr. Sefa Saygılı, yazar – karikatürist Gürbüz Azak, yazar Ümit Şimşek, araştırmacı – yazar Mehmet Nuri Yardım, karikatüristler Dağıstan Çetinkaya ve Muammer Erkul görüş ve düşüncelerini bildirecek.

Kültür A.Ş tarafından düzenlenen “Yaşayanlara Saygı” programlarına Yücel Çakmaklı, Nevzat Yalçıntaş, Hekimoğlu İsmail, Nezih Uzel, Halil İnalcık, Oktay Aslanapa, Ömer Faruk Akün, Semavi Eyice ve Fuat Sezgin konuk olmuşlardı.

Vehip Sinan

1929 yılında İstanbul’da doğan Vehip Sinan, karikatür çizmeye küçük yaşlarda başladı. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Mimari ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümlerinde bir süre okuduktan sonra, ekonomik şartlar sebebiyle eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldı. Doğal yeteneği ve çizgiye yatkınlığı dolayısıyla kendisini “Bâbıâli”de bulan usta sanatçı, ünlü karakteri Topuz’u ilk kez Ceylan Yayınları’nda çizdi. Daha sonra çalıştığı gazete ve dergilerde ülke gündemini yorumladığı karikatürleri ve çizgi romanlarıyla dikkat çekti. Siyasi karikatürleriyle kovuşturmalara maruz kalan Vehip Sinan; sevimli çizgileriyle çocukların gönlünde taht kurmuştur.

Popularity: 5% [?]

Münip Utandı Pervane Gönlüm

Posted by admin | Güncel Haberler | Perşembe 25 Şubat 2010 14:59

Münip Utandı Pervane Gönlüm
Türk Sanat Müziği’nin duayeni Münip Utandı, 24 Şubat’ta, Pervane Gönlüm isimli bir konserle Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda sahne alacak.

Münip Utandı “Pervane Gönlüm”

Türk Sanat Müziği’nin duayeni Münip Utandı, 24 Şubat’ta, Pervane Gönlüm isimli bir konserle Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda sahne alacak. Sanatçıya neyde Şenol Filiz, tanburda Birol Yayla, udda Samim Karaca, kanunda Taner Sayacıoğlu ve kemançede Lütfiye Özer eşlik edecek.

Hacı Faik Bey’in “Pek sevdim efendim seni gayetle beğendim”, İsmail Dede Efendi’nin “Ben seni sevdim seveli kaynayıp coştum”, Tanburi Cemil Bey’in “Görmek ister gözlerim”, Zekai Dede Efendi’nin “Cemalin şem’ine pervane gönlüm” ve Yesari Asım Arsoy’un “Aşkım Yeniköy sahili deryasını sardı” konserde seslendirilecek eserlerden bazıları.

Sesinin genişliği ve orijinal ses rengi ile son dönemin önde gelen yorumcularından biri olarak kabul edilen Münip Utandı’nın sesinin büyüsüne kapılmak isteyenlere…

15 ve 12 TL olan konser biletleri CRR Konser Salonu Gişesi ve Biletix’te!

Cemal Reşit Rey Konser Salonu, Pervane Gönlüm, 24 Şubat 2010 Çarşamba, 20.00

Münip Utandı Hakkında:

Münip Utandı İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki yüksek öğrenimi sırasında Boğaziçi Üniversitesi Türk Müziği Korosu’na, İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Korosu’na, Kadıköy Musiki Cemiyeti’ne ve üniversite korosuna devam etti. 1976 yılında kurulan İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu’nun ilk kadrosunda yer aldı. Bu tarihten itibaren büyük destek ve teşvik gördüğü Nevzat Atlığ ile çalışmalarını sürdürdü. Koronun yurt içinde ve yurt dışında verdiği konserlerde solist olarak görev aldı. Çok sayıda özel konser veren Utandı, TV dizilerine, tiyatro oyunlarına ve radyofonik piyeslere sesi ile katkıda bulundu. Uluslarası İstanbul Festivali, Bach Günleri, Gaetano Donizetti Bergamo Musica Festivali, Akl-ı Selim’in Müziği, Ülker Türk Müziği Günleri, Gülnihal, Uluslararası Adalar Festivali, Nardis Jazz Club gibi birçok müzik festivallerine ve etkinliklerine solist olarak katıldı.

Utandı, Yansımalar, İnce Saz, Neva Saz, Ruhi Ayangil Meşk Birimi gibi birçok toplukla konserler vermektedir. Sanatçının “Aynalıkavak’tan Kalamış’a”, “Münip Utandı”, “Bitmese Sevgi”, “Seslenişler Bekleyişler”, “Gidem Dedim”, “Boğaziçi” ve “Fikrimin İnce Gülü” adlı yedi albümü yayındı. Müzik dışında stilize resim çalışmaları da bulunan sanatçı bu konudaki eserlerini 1994 yılında Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nde düzenlediği bir sergide değerlendirdi. Anne ve Bebek Sağlığı Vakfı’nın mütevvelli heyetinde olan Utandı bu vakfın yararına zaman zaman konserler vermektedir. Bir dönem Açık Radyo’da “Unutulmuş Ne Varsa” isimli solo programı canlı olarak sunan Münip Utandı; ayrıca İTÜ Devlet Konservatuarı’nda üslup, repertuar ve yorum dersleri vermektedir. Halen görev yaptığı Devlet Klasik Türk Müziği Korosu’nda uzun yıllar sanat kurulu üyeliği de yapan Münip Utandı ses sanatçısı Ceyda Utandı ile evli olup; İTÜ Türk Müziği Konservatuarı’ndan yüksek lisans mezunu ses sanatçısı Merve Utandı’nın babasıdır.

Popularity: 2% [?]

Berlin Filarmonik Kamerata CRR’de

Posted by admin | Güncel Haberler | Perşembe 25 Şubat 2010 14:59

Berlin Filarmonik Kamerata CRR’de

Berlin Filarmoni Orkestrası’nın yaylılarının dillere destan zenginliği oda müziğinin enfes inceliği ile buluştu… Berlin Filarmonik Kamerata CRR 1 Mart’ta Cemal Reşit Rey’de

CRR Konser Salonu, Berlin Filarmonik Kamerata, 1 Mart 2010, Pazartesi 20.00

Berlin Filarmoni Orkestrası’nın en son oda orkestrası topluluğu olan Berlin Filarmonik Kamerata (The Philharmonische Camerata Berlin), 1 Mart’ta CRR’de İstanbullularla buluşacak.

Berlin Filarmoni Orkestrası’nın genç ve oldukça vasıflı üyeleri ikinci kemanlarının grup şefi olan Thomas Timm’in yönetiminde bir araya geldi ve böylece 2002 yılında Berlin Filarmonik Kamerata kuruldu. Orkestra üyeleri arasında Cenevre ve ARD-Münih uluslararası yarışmalarında birincilik ödülü alan müzisyenler yer almaktadır.

Filarmoni Yaylı Çalgılar Beşlisi üyeleri, Kamerata’nın nüvesini oluşturmaktadır. Üyelerin asıl odağı oda müziği olsa da, Berlin Filarmoni Kamerata sadece oda orkestrası düzeninde değil fakat yaylı çalgılar altılı ve sekizlisi düzeninde de müzik icra etmektedir.

1 Mart’ta, CRR’de gerçekleşecek konserde; Mendelson’un “No.10, Si minör senfonisi”, Respighi’nin “Antik Danslar ve Aryalar Süiti, No:3”, “Grieg’in Holberg Süiti, Op.40” ve Dvorak’ın Yaylı Çalgılar Serenadı, Mi Majör, Op.22” seslendirilecek.

Berlin Filarmonik Kamerata, 1. kemanda Thomas Timm, Andreas Neufeld, Christophe Horak, Aleksandar Ivic; 2. kemanda Romano Tommasini, Christoph von der Nahmer, Maja Avramovic; viyolada Wolfgang Talirz, Wilfrid Strehle, viyolonselde Tatjana Vassiljewa, Christoph Igelbrink ve kontrbasta Janusz Widzyk’ten oluşmakta.

29 ve 19 TL olan konser biletleri CRR Konser Salonu Gişesi ve Biletix’te!

Popularity: 3% [?]

AHMET MUHİP DIRANAS

Posted by admin | Yazar Biografileri | Perşembe 25 Şubat 2010 14:57

1908′de İstanbul�da doğdu (Bazı kaynaklara göre 1904 Sinop). 21 Haziran 1980′de Ankara�da yaşamını yitirdi, Sinop�ta gömüldü. İlkokulu Sinop’ta okudu. Ankara’ya gelerek, öğretmenleri arasında Faruk Nafiz Çamlıbel ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın da bulunduğu Ankara Erkek Lisesi�nden 1930′da mezun oldu. 1930-1935 arasında Ankara’da Hakimiyet-i Milliye gazetesinde çalıştı. Ankara Hukuk Fakültesi’ne girdi ama 2 yıl sonra eğitimi bıraktı. İstanbul’a gitti. Güzel Sanatlar Akademisi’nde kitaplık müdürü oldu. Bir süre İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne devam etti. İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Müdür Yardımcılığı görevine getirildi. 1938′de Ankara’ya döndü. 1942′ye kadar Halkevleri Kültür ve Sanat Yayınları’nın yönetmenliğini üstlendi. 1946′da Çocuk Esirgeme Kurumu yayın müdürü oldu. 1957′de aynı yerde Yayın Müdürlüğü’ne atandı. 1949′dan başlayarak Zafer gazetesinde köşe yazıları yazdı. Politikaya girme denemeleri başarılı olmadı. 1966 ve 1972 arasında Anadolu Ajansı, Türkiye İş Bankası yönetim kurulu üyeliği, Devlet Tiyatrosu Edebi Kurul Başkanlığı gibi üst düzey bürokratik görevler yaptı. İlk şiiri “Bir Kadına” 1926′da “Muhip Atalay” imzasıyla Milli Mecmua’da yayınlandı. Servet-i Fünun, Varlık, Çığır, Ataç, Yücel, Oluş, Ülkü, Şadırvan, Yeni Lisan, Hisar dergilerinde yayınlanan şiirleriyle Cumhuriyet döneminin etkin şairleri arasına girdi. Hecenin Beş Şairi ile Garip Akımı arasında yer alır. İlk şiirlerindeki Baudelaire etkisinden sıyrılarak dil ve üsluba ağırlık verdi. Şiiri plastik bir söz bütünü haline getirene kadar yoğuran bir şair oldu. “Olvido”, “Kar”, “Fahriye Abla” bu oluşumun önemli ve yıllardır unutulmayan örnekleri. Dıranas, Orhan Veli ve arkadaşlarının çıkışından sonra unutulmaya başlanan hece şairleri arasında geçerliliğini yitirmeyen, bir süre sonra da yeniden yüceltilen tek şairdir. Çevirileri, düzyazıları ve oyunları da büyük ilgi gördü.

ESERLERİ

ŞİİR:
Şiirler (1974)
Kırık Saz (Bugünkü dille Tevfik Fikret�in şiirleri) 1975
Şiirler (yaşam öyküsünü de içeren bir incelemeyle birlikte 1982)

OYUN:
Gölgeler (1947)
Çıkmaz (O Böyle İstemezdi�nin ilk yazımı)
O Böyle İstemezdi (1948)
Oyunlar (Gölgeler ve Çıkmaz birarada) (1977)

Popularity: 3% [?]

AHMET KUTSİ TECER

Posted by admin | Yazar Biografileri | Perşembe 25 Şubat 2010 14:56

1901′de Kudüs�te doğdu, 1967�de İstanbul�da yaşamını yitirdi. 1929′da İstanbul Darülfünun’u (üniversitesi) Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümünü bitirdi. Bir süre Sivas ve Ankara’da edebiyat öğretmenliği yaptı. Sivas Milli Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Bakanlığı Yüksek Öğrenim Müdürlüğü, Talim ve Terbiye Kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. 1939′da Seyhan (Adana), 1943′te Urfa milletvekili seçildi. 1947′de Ankara Devlet Konservatuvarı Müdürlüğü’ne atandı. 1949′da Paris’e kültür ateşeliği öğrenci müfettişliği göreviyle gönderildi. 1950�de UNESCO Merkez Yönetim Kurulu üyeliği yaptı. Yurda döndükten sonra Galatasaray Lisesi, Devlet Güzel Sanatlar Akademisi ve Belediye Konservatuvarı’nda dersler verdi. Bu görevi ölümüne kadar sürdürdü. Hece ölçüsüyle yazdığı ilk şiirleri 1921-1925 arasında “Dergah” ve “Milli Mecmua” gibi dergilerde yayınlandı. Varlık, Oluş, Yücel, Türk Düşüncesi, Türk Dili ve bir ara kendisinin yönettiği “Ülkü” dergisindeki şiirleriyle tanındı. Hece ölçüsünde yeni olanaklar aradığı şiirinde zaman zaman lirik bir dille kişisel duygularını aktardı. Zaman zaman da ülke sorunlarına el attı. Sonradan başladığı oyun yazarlığında da yine ulusal duyguları işledi. Ünlü halk ozanımız Aşık Veysel’in keşfedilip Türkiye’ye tanıtılmasında önemli rolü vardır.

ESERLERİ

ŞİİR:
Şiirler (1932)
Tüm Şiirleri (ölümünden sonra, 1980)

OYUN:
Yazılan Bozulmadan (1947)
Köşebaşı (1948)
Bir Pazar Günü (1959)
Köroğlu (1959)

İNCELEME:
Köylü Temsilleri (Köy seyirlik oyunları derlemesi, 1940)

Popularity: 3% [?]

ABDULLAH CEVDET

Posted by admin | Yazar Biografileri | Perşembe 25 Şubat 2010 14:56

9 Eylül 1869′da Arapkir’de doğdu. 29 Kasım 1932′de İstanbul’da yaşamını yitirdi. Osmanlı siyaset adamı ve düşünür. Jön Türk hareketi ile 2′nci Meşrutiyet döneminin düşünce yapısında önemli etkisi oldu. Mamuret’ül-Aziz Askeri Rüşdiyesi ve Kuleli Askeri Tıbbiye İdadisi’ni bitirdi. Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne’ye girdi. Dindar bir kişi olarak yetişmesine rağmen, okulda yaygın olan biyolojik materyalizmden etkilendi. “Fünun ve Felsefe” kitabı 1897′de Cenevre’de basıldı. Bir felsefe kitabı olan bu eserinde İslam uleması ile biyolojik materyalist düşünürlerin görüşlerini bağdaştırmaya çalıştı. Rusya’dan gelen popülist akımın etkisiyle siyasetle ilgilenmeye başladı. 1889′da İttihad-ı Osmani Cemiyeti’ni kurdu. Bu cemiyer daha sonra İttihat ve Terakki adını aldı. Bir kaç kez tutuklandı. Bir süre okuldan uzaklaştırıldı. 1894′te tıbbiyeyi bitirdi, Haydarpaşa Hastanesi’nde göreve başladı. Kısa bir süre Diyarbakır’a gönderildi. Diyarbakır İttihat ve Terakki şubesini kurdu. Ziya Gökalp ile tanışıp örgüte girmesini sağladı. 1895′te bozgunculuk suçlamasıyla tutuklandı, Trablusgarp’a sürüldü. 1897′de Paris’e kaçtı. Jön Türk hareketi içindeki bölünme sırasında Ahmed Rıza Bey grubuna katıldı. 1987′de Cenevre’ye giderek Jön Türkler’in merkezi yayın organı olan “Osmanlı” gazetesini çıkardı. Batı eserlerinden çeviriler yaptı. Giyom Tel’i çevirdi. 2′nci Abdülhamit’le yapılan anlaşma uyarınca para alarak yazmamama sözü verdi. Ertesi yıl Trablusgarp ve Fizan’daki siyasi tutukluların affı karşılığı tekrar yazmama sözü verdi ve Viyana Sefareti doktorluğuna atandı. 1903′te Avusturya’dan sınırdışı edildi. Cenevre’ye geçip “Osmanlı” gazetesini tekrar yayınlamaya başladı. “İçtihad” dergisini çıkardı, bu ismi taşıyan bir yayınevi kurdu. Halkı Batı kültürü doğrultusunda eğitmek amacıyla eserler yayınladı.

1904′te Osmanlı Sarayı’nın baskıları sonucu İsviçre’den de sınırdışı edildi. İçtihad’ı Mısır’a taşıdı, etkinliklerini Kahire’de sürdürdü. “Adem-i Merkeziyet” cemiyetinin üyesi oldu. Bilimsel makaleler yazdı. 1906 Erzurum ayaklanmasında halkı başkaldırmaya çağıran bildiriler hazırladı. 1910′da İstanbul’a döndü. 1911′de İçtihad’ı yayınlamaya başladı. Dergi, yayınlanan dinsel içerikli yazılar nedeniyle sık sık kapatıldı. İttihatçılara karşı tutumunu sürdürdüğü için 1914′te derginin yanını durduruldu. “İkdam” gazetesindeki yazılarıyla ekonomide özel girişimlerin geliştirilmesini ve anglo-sakson eğitiminin yararlarını savundu. Mütareke döneminde İngiltere yanlısı bir tutum izledi. İngiliz Muhibleri Cemiyeti’nin kuruluşunda aktif rol oynadı. Kürt Teali Cemiyeti’nde çalıştı. Bahailiğin bir dünya dini olarak kabul edilmesini istemesi tepkilere yol açtı. Mütareke dönemindeki etkinlikleri nedeniyle Cumhuriyet döneminde devlet işlerinden ömür boyu uzak tutulması kararlaştırıldı. Yaşamının bundan sonraki bölümünde şiir kitapları yazdı, İçtihad dergisini yayınladı. Batı’dan belli bilgi ve teknolojiler aktarılırken, geleneksel değerlerinde korunması gerektiğini savundu. Ekonomik ve toplumsal kalkınma için seçkin kafaların seçilerek özel eğitimle yetiştirilmesini önerdi. İslam dinini düşünceyi kısırlaştırmak ve ulusal uyanışı engellemekle eleştirdi. Osmanlı milliyetciliği anlayışı yerine, imparatorluk içindeki tüm ulusların eşitliğine dayalı bir birlik görüşünü savundu. Cumhuriyet döneminde de Arap harfleri yerine Latin alfabesinin kullanılmasını savundu, kadınların toplumsal yaşama katkılarının artırılmasını destekledi. Psikoloji, sosyoloji, eğitim ve tarih alanında pek çok çeviri yaptı. Mevlana’dan bazı parçalarla, Hayyam’ın rubailerini Türkçeleştirdi.

BAZI ESERLERİ

Hadd-i Tedib (1903)
Ahmet Rıza Bey’e Açık mektup (1903)
Kahriyat (şiirler, 1906)
Dimağ ve Melekât-ı Akliye’nin Fizyolociya ve Hıfzıssıhhası (1919)
Cihan-ı İslama Dair Bir Nazar-ı Tarih ve Felsefi (1922)
Adab-ı Muaşeret Rehberi (1927)

Popularity: 3% [?]

PcNet

Posted by admin | Dergiler | Pazartesi 1 Şubat 2010 16:39

Popularity: 3% [?]

Chip Dergisi

Posted by admin | Dergiler | Pazartesi 1 Şubat 2010 16:38

Popularity: 2% [?]

Savaş İle Barış KİTAP ÖZETİ

Posted by admin | Kitap Özetleri | Pazartesi 1 Şubat 2010 16:30

YIL 1918, yer Çanakkale, savaş devam ediyor. Gelibolu çıkartması başladı. Bazen Türkler, bazen İngilizler saldırıya geçiyor ama kesin üstünlük sağlayan taraf yok.
Gögüs göğüse çarpışmalar henüz bitmiş, top atışları başlayınca her iki taraf meydanı boşaltıp geri çekilmişti. Ortalıkta zaman zaman duyulan top seslerinden başka ses ve hareket yoktu. Gün kararırken yavaş yavaş top sesleri de kesildi.
Savaş meydanında ertesi sabah. . .
Bir Türk yavaş yavaş doğruldu, ölüm sessizliğindeki meydanı bir süre süzdü. Eli bayılmasına sebep olan başındaki yaraya gitti. Sıçrayan bir taş başına çarpıp bayıltmıştı. Önemli bir yarasının olmadığını anlayınca, bacaklarının üzerindeki ölüyü hafifçe yana itekledi, ayağa
kalktı. Ortalığı bir süre süzdükten sonra rastgele bir yöne yürümeye başladı. Pek geçmeden sağ tarafından gelen iniltileri duyarak durakladı. Seslerin geldiği yöne ilerledi. İnleyen iki kişi gördü, birden eli silahına gitti; inleyenlerin ikisi de İngilizdi, düşmanıydı. Silahı elinde bir süre dona kaldı. İnleyerek, henüz kendilerine gelen iki İngiliz korkuyla kendisine bakıyor, ateş etmesini bekliyorlardı. Türk İngilizlerin ikisinin de yaralı olduğunu farketti; biri kolundan, diğeri ayağından vurulmuştu. Bunun üzerine silahını indirdi, beline taktı, eğildi yaralarına baktı. Kolundan yaralı olanın durumu fena değildi ama ayağından yaralı olanın yarası kanıyordu. Türk İngilizlerin şaşkın bakışları altında, kasaturasını çıkardı ölmüş askerlerden birinin
atletini yırttı, ayaktaki yarayı kanı durduracak şekilde sardı , sonra diğerinin yardımıyla iki tüfeği yaralı ayağı korumak için bağladı.
Kurşunu çıkartamayacağını düşünmüştü. Diğerinin kolundaki kurşun derinde değildi kasaturayla kurşunu çıkardı, yarayı sardı. İngilizler sebebini anlayamasalar da Türk`ün kötülük yapmayacağını anlamıştı.
Üçü birlikte bir yerlere varabilmek, kendilerine yardım edecek birilerini bulabilmek için amacıyla rastgele bir yöne doğru yola koyuldular. Türk de buralara ilk defa gelmişti, çevrenin en az İngilizler kadar yabancısıydı.
Joe adındaki ayağı yaralı olan İngiliz, kendisine yürürken de zaman zaman destek olan Türk`e minnettarlık duyuyor ama kolu hafif yaralı olan Fred adındaki diğeri hâlâ nefret doluydu. Üçü beraber yürürken Fred, Türk`ün dillerini anlamadığını da bildiğinden Joe`ya; “-İlk fırsatta Türk`ü öldüreceğim” dedi. Fakat umduğu karşılığı alamadı, Joe bu düşüncesine isyan etti. Fakat Fred, tek başına da olsa Türk`ü öldüreceğini söyledi.
Türk`ün yanında tabancası vardı ama diğerlerinin tüm silahlarını yere attırmıştı.
Hava kararınca konakladılar. Türk yorgunluktan hemen uyuyakalmıştı. İngilizler biraz ötede yatmış ama henüz uyumamışlardı. Fred, Türk`ün uyuduğunu anlayınca usulca yerinden kalktı, belinde gizlediği bir bıçağı çıkararak Türk`e yaklaşmaya başladı. Onu gören Joe yerden doğruldu, alçak sesle arkadaşına bağırdı; “-Git, yat yerine!. . ” Fakat Fred onu duymamışcasına ilerlemeye devam etti. Bu kez bacağı yaralı olan da yerden bir taş aldı, kendisine daha yakın olan Türkle
arkadaşının arasına girmeye çalıştı. Joe`nun kararlı tutumu üzerine Fred sinirlendi ama Türk`ün uyanmasından çekinerek yerine gitti, yattı.
Sabah Türk yanındaki yiyeceği İngilizlerle eşit paylaşınca, Fred`te de biraz yumuşama olur, ama uzun sürmez. Türk`ün düşman olduğunu, sağ kalırsa tekrar İngilizlerle savaşacağını düşündü. İlk fırsatta onu öldürmeye karar verdi. Joe`nun Türk`e aptalca bir minnet duyduğunu ve bu konuda onu güvenemeyeceğini düşünüyordu. Tek başına başarmak zorundaydı. O bir Türk, bir düşmandı ve ölmeliydi.
Yer yer uçurumlarla kesilen bir patikadan ilerlemeye başlamışlardı. Aniden fırlayıp uçan bir kuş Fred`i şaşırtır, ayağı takılır, tam uçuruma düşecekken Türk atılır, bileğinden yakalar. Zorluklada olsa yukarı çekmeyi başarır. Sonra hiçbirşey olmamış gibi dönüp yürümeye
devam eder.
Fred, Türk`ün kendisini kurtardığına sevinememiş, hatta üzülmüş, sinirlenmişti. Ne yapması gerektiğine artık kendisi de karar veremiyordu.
Aynı dar yolda ilerlemeye devam ettiler. Türk bacağı yaralı olan Joe`ya çoğu zaman yardım ediyor, Fred biraz arkadan geliyordu. Arkadan gelen Fred, tutunmak için elini attığı yerde, tam eline oturan bir taş buldu. İçinde yine Türkten kurtulmak için büyük bir istek duydu. Kısa bir
kararsızlıktan sonra, taşı eline alıp, Türk`e arkadan yaklaşmaya başladı. Son anda Joe onu farketti, kendisini yere atarken Türk`ü uyarmak için bağırdı. Bir tehlike olduğunu anlayan Türk ileri fırlarken, silahını çekip hızla döndü. Biran için sanki zaman durdu; birinin elinde tabanca, diğerinde taş ve yerde şaşkın Joe öylece kaldılar. Fred elindeki taşın, tabanca karşısında bir işe yaramayacağını düşünüp kahroluyordu. Türk bir kaç saniye daha öylece baktıktan sonra. bir dostu tarafından aldatılmış gibi, hayalleri yıkılmış gibi omuzları düştü. Tabancayı ters çevirip Fred`e uzattı. “-Hâlâ beni öldürmek istiyorsan, al der gibiydi. Fred şaşkınlık içinde tabancayı aldı ve Türk`e çevirdi. Ne olduğunu anlamak ister gibi kendisine bakan yerdeki Joe ile gözgöze geldi. Arkadaşı Yapma diye bağırınca, fırsatı kaçırmaktan çekinir gibi elindeki silahı daha da doğrulttu, parmakları tetiğe gitti.
Türk`ünVefasızsın, kalleşsin
diye haykıran gözlerinden kendini kurtarıp
tekrar arkadaşına baktı; öfke dolu gözlerle karşılaştı. Yapamayacağını düşündü. Tabancayı tutan eli güçsüzce yanına düştü, sonra tabancayı Türk`e uzattı. Türk tabancayı sevinçle geri aldı, tekrar silahı ona çevirdi. Joe`nun şaşkın bakışları altında tetiğe bastıİngilizler şaşkınlık içinde kalmışlardı; silahta kurşun yoktu. Türk gülerek silahını beline koydu, cebinden çıkardığı kurşunları gösterdi. Silahını boşalttığı için Fred`e vermiş, onu denemişti. İngilizler de durumu anlayınca dakikalarca güldüler.
Tekrar yola koyuldular. Birden Türk ayağını oynak bir taşa basıp yere yuvarlandı. Düşerken kolu sıyrılmış, bileği kanamıştı. Joe atletini yırtıp onun bileğini sarmaya hazırlandı, fakat kanın çok az olduğunu görünce bir an durdu. Sonra bıçağını çekip kendi bileğini de hafifçe
kesip, kanattı. Sonra kanayan bileğini Türk`ün bileğinin üzerine koydu. Türk kankardeş olarak kabul edildiğini anlayınca gülümsedi. Birbirlerine sımsıcak, dostluk kokan bakışlarla baktılar. Onları ayakta seyreden diğer Fred de bıçağını çekip bileğini hafifçe kesti, yanlarına çömelip
bileğini onlarınkiyle birleştirdi. Şafak sökerken yola koyuldular. Çok geçmeden bir kamp ateşi göründü, sevinç içinde yürüdüler. Uzun bir yürüyüşten sonra kampa yaklaşmışlardı. Sevinç ve heyacandan kampa çok yaklaştıkları halde, hiç kimseyi neden göremediklerini düşünmediler. Arkada kalan Türk gayri
ihtiyari, eline aldığı boş tabanca ile oynuyordu.
Fred, kampta İngiliz bayrağını görüp sevinç naraları atmaya başlamıştı kî; iki el silah sesi sevincini kursağında bıraktı. Bir grup İngiliz askeri saklandıkları yerden neşeyle çıkarken, vurulan Türk cansız yere düştü.
. .
Joe, Türk`ün üzerine kapanıp ağlarken Fred kendini dermansızca dizlerinin üstüne bıraktı. Türk`ün tabancasını aldı. Bir süre boş boş ufuklara baktıktan sonra hıçkırıklarına engel olamadı. Arkadaşlarını Türkten kurtardıklarını sanan İngilizlerin şaşkın bakışları altında, arkadaşı gibi Türk`ün üstüne kapanıp ağlamaya başladı. Bir yandan da bağırıyordu Kardeşim Kardeşim.

Popularity: 3% [?]

Şair Evlenmesi – İbrahim Şinasi Efendi ÖZETİ

Posted by admin | Kitap Özetleri | Pazartesi 1 Şubat 2010 16:29

Şair Evlenmesi – İbrahim Şinasi Efendi

Şair Evlenmesi bizde ilk tiyatro ürünü olarak bilinir. Bu bir bakıma doğru, bir bakıma hatalıdır. Çünkü Türkiye’de Şinasiden önce de bir tiyatro yazma denemesi yapılmıştır. Abdülhak Hamidin babası, Hayrullah Efendi Şinasiden on beş yıl kadar önce “Hikaye-i İbrahim Gülşeni“ adlı romanla tiyatro arası bir eser meydana getirmiş; fakat bunu yayınlamayı görevinin ve makamının şanına uygun görmemiş ki hiçbir zaman düşünmemiştir. Onun bu eseri yazıldıktan yüz yıl kadar sonra ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla Şinasi “Şair Evlenmesi“ ni yazdığı zaman böyle bir örnek meydanda yoktu. Sonuç olarak “Şair Evlenmesi” Türkiye de ilk yayımlanan, hatta ilk yazılan tiyatro eseridir.
Şair Evlenmesi “Tercüman-ı Ahval” de tefrika edilmiştir. Birkaç sayı süren tefrika, halk kitleleri tarafından pek anlaşılamadığı gibi, aydınlar tarafından da pek önemsenmemiştir. Hatta rakip gazete “Ceride-i Havadis” yazarları bu tefrikayı pek hafife almış, onu tiyatro değil kocakarı masalı diye nitelemiştirler. Halbuki Şinasi bu eseri basit de olsa, ilk Türk tiyatrosunun bir denemesini yapmak amacıyla kaleme almıştır. Anlaşıldığı gibi “Şair Evlenmesi” halk tarafından pek ilgiyle karşılanmamış, “Ceride-i Havadis” tarafından da horlanmış ve sonra da unutulup gitmiştir. Fakat daha sonraları Selanik’te Mehmet Tayfur isminde bir kitapçı “Tercüman-ı Ahval” koleksiyonunda bu esere rastlamış ve bunu kitap halinde basmıştır. O zamanlarda İstanbul’da çıkan “Çaylak” adlı bir mizah gazetesi bu olayı alaya almış ve duruma karşı bir fıkra yazmıştır. Daha sonra kitapçı da “Çıngıraklı tatar” da bir mektup yayınlatarak eserin Şinasi’ye ait olduğunu ispatlamıştır. Böylece kitap haline giren “Şair Evlenmesi” yine de unutulmaktan kurtulamamıştır. Ancak İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra, İbrahim Necmi Dilmen tarafından Selanik’te kurulmuş olan amatör bir tiyatro topluluğu tarafından sahnelenmiştir. Bu eser sade ve tabii bir konuşma diliyle yazılmış, sahnelenmeye uygun hoş bir komedidir.
Şair Evlenmesi alafranga tutum ve davranışı, kılık ve kıyafetiyle mahallelinin hoşuna gitmeyen Müştak Bey adında fakir, fakat oldukça kafalı bir şairin sevip evlenmek istediği genç Kumru Hanım yerine, onun büyük kız kardeşi çirkin ve kart Sakine Hanım’ı almaya mecbur edilmesi; bu küçük entrikanın, mahalle imamına Müştak Bey’in dostu Hikmet Efendi tarafından verilen rüşvetle sonuçsuz bırakılmasının hikayesinden ibarettir. Kişiler gayet canlı ve doğrudan hayattan alınmıştır. Her kişiye kendi ortamının konuşma dili verilmiştir. Kimsenin ağzında yabancı ve yadırganacak söz yoktur. Hatta oyuncuların ağzından yazılan yanlış söyleyişler, imkansızlıklar, telaffuz hataları da aynen sahnelenmiştir. Eserin bir diğer özelliği de kişi adlarının kendi kimliklerine uygunluğudur.
Şinasi bu komedi ile, bizde şeriat kılığına bürünen imamların iç yüzlerini ve din adına oynanan iğrenç iki yüzlükleri ve bundan ziyade tellal kadınlar ile görücüler aracılığıyla yapılan evlenmelerin yanlışlığını anlatmaya çalışıyor. Şair Evlenmesi yalnız ilk basılı piyesimiz değil, aynı zamanda en çok bizim olan ve bizi gösteren bir piyestir.

ESERDE YER ALAN KİŞİLER:

ASIL KİŞİLER:

MÜŞTAK BEY: Güvey ve Kumru Hanımın aşığı. Müştak Bey aşka susamış, aşkla körü körüne hareket eden, sevincin ümitsizliğinde en son derecesine çıkan biridir. Müştak Bey alafranga tutum ve davranışı, kılık ve kıyafetiyle mahallelinin hoşuna gitmeyen, fakir fakat oldukça kafalı bir insandır.
KUMRU HANIM: Müştak Beyin sevgilisi ve Sakine Hanımın kız kardeşidir. Kumru hanım çok genç ve güzel bir hanımefendidir. O da Müştak Beye aşıktır.
SAKİNE HANIM: Kumru Hanımın büyük kız kardeşidir. Sakine Hanım; Kumru Hanıma göre oldukça yaşlı, çirkin, kart, kambur ve evde kalmış bir bayandır. Sakine Hanım eserde Müştak Beyin nikahlısıdır.

YARDIMCI KİŞİLER:

HİKMET EFENDİ: Müştak Beyin en iyi dostlarından biridir. Çok pratik zekalı bir kişiliğe sahiptir. Hikmet Efendi; aklı başında, ağırbaşlı ve Müştak Beyi o zor durumdan kurtaran kişidir.
ZİBA DUDU: Evlenmeye aracılık yapan kılavuz kişidir. Müştak Beyin başına bu derdi açanlardan biridir. Ziba Dudu; çok geveze, laf taşıyan ve ortalığı karıştırmayı seven bir kişiliktir.
HABBE KADIN: Müştak Beyin yengesidir. Müştak Beyin başına gelenleri duyunca feryadı basıp ortalığı karıştırıyor. Çok aceleci ve panik bir kişiliğe sahiptir.
EBULLAKLAKATÜL’ENFİ: Sakine Hanımın nikahını kıyan imamdır. O da Sakine Hanımı Müştak Bey’e yamamaya çalışanlardan biridir. Çok düzenbaz, aşağılık ve dini başka şeylere alet eden bir tiptir. Aynı zamanda oldukça geveze, gürültücü, iri ve uzun burunlu çirkin biridir.
BATAK ESE: Mahallenin bekçisidir. Müştak Beye oynanan bu oyunda onun da çok büyük bir payı vardır. Oldukça cahil biridir ve ne duyarsa duysun, doğruluğunu araştırmadan hemen buna inanır ve mahalleyi karıştırır. Ayrıca her işe burnunu sokan biridir.
ATAK KÖSE: Mahallenin süprüntücüsüdür. İmama yardakçılık yapanlardan biri de odur. Oyunda arkasında küfe giyer, çok saf ve cahil bir tiptir.
MAHALLELİ: Eserde mahalleden tiplerde vardır. Bunlar genellikle cahil ve dedikoducu kişilerdir. Bunların çoğu esnaftan seçilmiştir.

ESERİN ÖZETİ:

Müştak Bey Kumru Hanımla evleneceği gün çok heyecanlıydı, bir an önce nikahın kıyılıp bitmesini ve Kumru Hanımla baş başa kalmayı istiyordu. Fakat olaylar hiç de onun beklediği gibi gelişmedi. Müştak Bey Kumru Hanıma deli gibi aşıktır ve onu sevdiği için kendini akıllı ve şanslı görmekteydi. Kumru Hanımın dış güzelliği yanında huyunun da güzel olduğunu söyler. Müştak Bey onun ablasını çok çirkin bulmakta ve onun ismini dahi sevmemektedir. Çünkü Sakine Hanım onların evlenmelerine engel olduğu gibi, kırk beş yaşına gelmiş olmasına rağmen ev de kaldığı için aklını yitirmiş olduğunu düşünüyordu. Müştak Bey böyle bir baldızı olduğu için herkesten utanıyordu. Ayrıca Müştak Bey Sakine Hanımı Hikmet Efendiye vermek ister. Çünkü o zamanlarda büyük evde dururken küçüğü evlendirmezlerdi. Hikmet Efendi mahallelinin bir oyun oynayarak Müştak Beye Sakine Hanımı verebileceklerini önceden sezmişti. Müştak Beye bu durumu söyledi fakat o bunu şaka zannediyordu. Daha sonra Müştak Beyin kılavuzu Ziba Dudu gelin odasına doğru geliyordu. Müştak Bey Kumru Hanımın getirildiğini sanıp iyice heyecanlanıyordu. Müştak Bey Ziba Duduya teşekkür ediyordu. Kumru Hanımı beklerken Müştak Bey bazı tereddütlere kapıldı. Zaten maddi durumu da pek iyi değildi. Yüz görümlüğü için ne verebileceğini düşündü. Sonra gelin hanım geldi fakat gelen sakine hanımdı ve Müştak Bey onu görünce kederinden bayıldı. Müştak Bey evleneceği kadının o olduğunu görünce onunla evlenmek yerine ölümü tercih edebileceğini söyledi.
Habbe kadın ise onun hasretine kavuştuğu için sevinç delisi olduğunu düşünüyordu. Müştak Bey hüzünle ahlayıp, ofluyordu. Ziba Dudu ile Habbe kadın gelinin duvağını açtırmak için uğraşıyorlardı. Müştak Bey istemeyerek elini çekerken, Sakine Hanımın beyaz saçı ve duvağı eline ilişir. Müştak Bey şok olmuştur. Ziba Dudu onu zavallı kadının sırma saçlarını yolmakla suçlar. Sonra mahalleli ve imam aceleyle onları nikahlamak için gelirler ve Müştak Beyi zorla Sakine Hanımla evlendirmek isterler. Müştak Bey ise buna kesinlikle karşıdır ve onunla evlenmektense hapiste dahi yatmaya razı olduğunu söyler. Ziba Dudu İmamın elini öperek ona Müştak Beyi şikayete başlar. Güya Müştak Bey Sırma Hanımın saçlarını yolmuş onlara da küfretmişti. İmam Müştak Beyin konuşmasına hiç izin vermeden onu suçlamaya ve aşağılamaya başlar. Eğer Sakine Hanım ile evlenmezse onun ırzına leke sürmüş olacağını söylüyor ve bunu mahalleliye de onaylatıyor. Müştak Bey kendisine nikah edilenin Sakine Hanım olmadığını söylese de boş. Çünkü imam ille de onu nikahlamak istiyor ve eğer bu gerçekleşmezse Müştak Beyi edepsizlik belgesi alarak köyden dahi uzaklaştırabileceğini söylüyor. Hikmet Efendi devreye giriyor fakat imam onunda aynı suçlardan suçlanabileceğini söylüyor. Fakat Hikmet Efendi gizlice imama para kesesini gösterir ve imam bir anda değişiverir. Rüşveti alan imam bir anda Hikmet efendinin dediklerini yapmaya ve Müştak Beyi savunmaya başlar. Mahalleli ise bu durumun farkına varamamıştır. Zaten onlarda imam ne derse ona itaat eden tiplerdi. İmam güya nikahını kıydığımız kız büyük olandır derken boy olarak uzun olanı yani Kumru Hanımı kastetmek istemişmiş. İmam Habbe Kadına seslenerek bir an önce Kumru Hanımı getirmesini ister. İmam böylece daha önce yaptığı bir yanlışı düzeltmiş olacağını söyler. Hatta Hikmet Efendiye dönerek daha önce yapmış olduğu başka yanlışlar varsa onları da düzeltebileceğini söyler. Bu arada Atak Köse ve Batak Ese bir daha böyle işlere karışmayacaklarına dair kendilerine söz verirler. Habbe Kadın Kumru Hanımı getirir. Kumru Hanım ağlamaktaydı. Habbe kadın onun mutluluktan ağladığını imama söyler.
İmam Müştak Bey ile Kumru hanımı nikahlayarak, mahalleliden evi boşaltmalarını ister. Mahalleli ve imam evi terk eder fakat Hikmet Efendi evi terk etmemişti. Çünkü Müştak beye görücü usulüyle evlenmenin zararlarını anlatmak istiyordu. Müştak Bey ise onu dinlemiyor, tek istediği şey Hikmet Efendinin bir an önce gidip onları yalnız bırakması. Bir süre sonra Hikmet Efendi de evi terk etti, artık yalnız kalmışlardı. Fakat Müştak Bey için bu evlilik çok iyi bir tecrübe olmuştu.

OLAYIN GEÇTİĞİ MEKAN: Olayın neredeyse tamamı gelin odasında geçmektedir.
OLAYIN MEYDANA GELDİĞİ ZAMAN: Eserdeki olay Tanzimat yıllarında meydana geliyor ve o zamanın en önemli sorunlarından birini anlatıyor.

ESERİN ANLATIM TARZI:

ESERİN DİLİ VE ANLATIM ÖZELLİKLERİ: Eserde genelde sade ve anlaşılır bir dil kullanılmıştır. Ayrıca o zamanın tabii konuşma dilinden de kelimeler vardır. Bu kelimelerin anlamını bilmeden eseri tümüyle anlamak zordur. Anlatım özelliklerine gelince, şair o zamanın en önemli sorunlarından biri olan görücü usulüyle evlenmeyi en anlaşılır şekilde anlatmıştır. Ayrıca eserin anlatımı oldukça akıcıdır.
ESERİN TÜRÜ: Eser bir tiyatro ürünüdür. Bu eserde tiyatronun komedi türü işlenmiştir. Komedi de insanları hem güldürmek, hem de düşündürmek esastır. Bu tür bizim edebiyatımıza Tanzimatla girmiştir.
ANAFİKİR: Eserden çıkarılabilecek ana fikir; görücü usulüyle evlenmenin ne kadar tehlikeli ve yanlış olduğudur.

YAZARIN HAYATI, EDEBİ KİŞİLİĞİ VE ESERLERİ: http://www.egze.com/edeb/gosteryazar.php?kac=77

FAYDALANILAN KAYNAKLAR:

1-Resimli Türk Edebiyatı Tarihi 2
2-Tazimat’tan bu güne Edebiyatçılar Ansiklopedisi
3-www.kulturturızm.gov.tr
4-Ahmet Hamdi Tanpınar “19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi”
5-Şinasi “Şair Evlenmesi”


Popularity: 5% [?]

Sonraki Sayfa »